8 Temmuz 2016 Cuma

DIY- Kaktüs aranjmanı yapımı


Merhabalar herkese,

Pastalar, kekler, börekler, kurabiyelerle bu yazıya başlamak güzel olabilirdi ama haydi itiraf edin bu sıcakta siz de mutfağa girip bir şeyler yapmaya benim gibi çok üşeniyorsunuz değil mi? Havanın 40 derece oluşundan mıdır bilmiyorum ama benim yemek yiyesim bile yok. Sanırım Eylül ayına kadar sadece sıvı tüketerek hayatımı devam ettirebilirim. Çevremdeki herkesin bayram tatilini değerlendirip tatile gitmesi ve benim zangoç gibi evde oturuyor olmam da motivasyon açısından beni mutfağa pek sokmuyor. (evet itiraf ediyorum, asıl sebep herkesin tatilde olması!)

Tamam yemek yapmıyoruz, tamam dışarıda gezip dolaşacak kimse yok, tamam birilerini bulsak da dışarısı 45 derece ve adım attığımız yerde eriyoruz o zaman evde farklı bir şeyler yapmanın tam da zamanı bence. Geçen gün İkea'dan birkaç tane kaktüs almıştım. Kaktüsleri eskiden beri severim. Hatta Necati isminde bir delikanlı kaktüsümü besleyip büyütüp familya haline getirmişliğim bile vardır. Necati'nin geçen yaz biz yazlıktayken yokluğumuza daha fazla dayanamayıp ansızın aramızdan ayrılışının ardından hiçbir kaktüse bakmamış, namahreme el sürmemiştim. Ta ki bu küçük ve sevimli kaktüsleri görene kadar! Acımı yüreğime gömüp bu sevimli kaktüsleri sepete attım. Ünlü feylesof Freddie Mercury'nin de dediği gibi "show must go on" dostlar.

Son zamanlarda moda bir akım var mutlaka duyuşsunuzdur, DIY ("do it yourself"). Dışarıdan bakılınca karışık gelen pek çok şeyi evde kendi başınıza yapabiliyorsunuz. Ben de DIY modasına uyarak kaktüslerimden bir aranjman yapmak istedim. İhtiyacınız olan bir fanus ya da cam bir kap, toprak, kaktüsler ve de süslemek için biraz taş. İşlem basit, toprağı koy, istediğin yere çukur aç kaktüsü yerleştir, toprakla çevresini sağlamlaştır sula ve taşla süsle! İlk kez yapmış olmama rağmen benim hoşuma gitti.




Yaparken videosunu da çektim fakat editleme işlemi için istediğim gibi bir program bulamadığım için videounun linkini daha sonra buraya koyacağım.

**Bu arada merak edenler için kaktüslerimin isimleri Ayşe, Fatma, Hayriye, Nuriye :)

Kendinize iyi bakın,
S.


12 Haziran 2016 Pazar

Geri döndüm!


  Hiç bir yazıya başlarken ellerinizin titrediği ve kalbinizin garip bir şekilde çarptığı oldu mu? Eğer olduysa şu anda ne yaşadığımı tam olarak hissediyorsunuz demektir. Heyecanımı mazur görün, çünkü şu anda ne yazacağımı bilemiyorum. Gerçekten! Sanırım beni en iyi anlatacak kelime, "döndüm!" İtiraf ediyorum ki bu lafı söylemek oldukça havalı.
     
 Neden yoktum, burada olmadığım zamanlarda neler yaptım gibi detayları duymak istiyor olabilirsiniz, haklısınız ama bence gerek yok. Bundan sonra burada olduğuma göre bol bol sohbet edecek vaktimiz olacak demektir. Yeri geldiğinde de araya merak ettiklerinizi serpiştiririm mutlaka.

 O zaman lafı uzatmanın alemi yok,
 Bloga uğramayı unutmayın, her an yeni bir yazıyla karşınızda olabilirim.

 S.

 

29 Şubat 2016 Pazartesi

Ipana Perfection ile Gülüşünü Göster

Merhaba Kızlar,

Bembeyaz bir kış geçirdiğimiz şu günlerde dişlerimizin beyazlığından da ödün vermemeliyiz. Bildiğiniz üzere hepimiz gibi ben de dişlerimin beyazlığına ve kusursuzluğuna çok özen gösteriyorum. Çünkü beyaz dişlerimizin sergilendiği özgüveni yüksek bir gülüşün hayatımızda açamayacağı bir kapı yok. Sözü uzatmadan, yeni ürünlere olan ilgimi hepiniz biliyorsunuz. son günlerde marketlerde ve televizyon kanallarında sıklıkla denk geldiğim yeni bir diş beyazlatıcı ürünü denemek ve deneyimlerimi sizlerle paylaşmak istedim.

Ipana Perfection isimli bu ürünü hemen reklamlarda gördüm diye almak yerine marka ile ilgili bir ön araştırma yapmak istedim. Öncelikle İpana ismi bir Türk markasını anımsatsa da PG (Procter and Gamble) tarafından üretilen ve Amerika’da Crest adıyla pazarlanan Amerika’nın en yaygın diş macunu markasının sadece isminin değiştirilmiş hali olduğunu öğrendim. Aynı zamanda dünyada ilk defa beyazlatıcı bantları üreten firmalarmış. Ürün ile ilgili araştırmalarıma devam ederken, İpana’nın Türkiye’de diş hekimleri tarafından en çok kullandığı ve desteklediği marka olduğunu da kulaktan duyma değil gerçek veriler üzerinden gördüm.

Marka ile ilgili tatmin edici araştırmamdan sonra gelelim yeni ürünleri, White Perfection’a. Ürünün vaad ettikleri çok iddalı. İpana’nın en hızlı ve en güçlü beyazlatıcı diş macunu olduğunun belirtilmesinin yanında yeni geliştirilen teknolojisi ile diş minesine zarar vermeden 3 günde dış yüzeyindeki lekelerin tamamını temizlediği belirtiliyor. 3 gün gibi kısa bir sürede bu kadar hızlı bir etkinin olabileceğine başta pek imkan vermedim. Ancak markaya yaptığım araştırmadan sonra güvenim oluştuğu için alıp denemek istedim.

Açık konuşmak gerekirse ürünü kullanmaya başladıktan sonra çok şaşırdım. Çünkü ürün iddasını fazlasıyla yerine getiriyor. İlk kullanımımdan itibaren dişlerimin üzerinden lekeleri çıkardığını farkettim. Yalnızca bana öyle gelmediğinden emin olmak için aileme de sordum, onlar da beni desteklediler ve fark olduğunu söylediler.

Leke çıkarmasının yanında tadı da çok hoşuma gitti. Keskin bir nane ferahlığı veren tadı damağımdan, kokusu ise nefesimden uzun süre gitmedi açıkcası. Diş minesine hiç bir zarar vermemesi ise çok önemli bir özellik.

Ürün benden tam not alınca yan ürünlerinin de faydası olur diye düşündüm ve ağız bakım suyunu da aldım. Bu ürün de beni çok memnun etti. Oral-B  3D White Luxe ismiyle satılan bu ağız bakım suyu, diş macununun etkisini tamamlar seviyede. Bildiğiniz gibi diş fırçası ile her yere ulaşmak mümkün olmuyor, ancak ağız bakım suları diş fırçasının ulaşamadığı noktalara ulaşabiliyor.

Alırken farketmemiştim sonradan ağız suyunu almak için gittiğimde farkettim. İpana markası ürününe fazlasıyla güveniyor olmalı ki memnun kalmamamız halinde paramızın 2 katını iade ediyor. Açıkcası ben çok memnun kaldığım için iade etmeyi düşünmüyorum ancak sadece deneme amaçlı satın almak isteyen arkadaşlar için çok iyi bir uygulama olmuş.

Sonuç olarak güvenilir bir markanın şaşırtıcı derecede etkili bu ürünlerini kullanmaya başladım ve sizlere de tavsiye etmek istedim. Bence mutlaka denenmesi gerekli bir ürün. Bembeyaz gülüşlü günleriniz olsun!

Ürünü satın almak isterseniz tıklayınız!

Ağız bakımı ile ilgili detayları öğrenmek isterseniz www.agizbakimuzmani.com linki inceleyin derim.

#ipanaperfection  #gülüşünügöster

Sevgiler,

İçerik Kaynak: http://www.tugbatunckaya.com/
Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=RZ5ymuChrW0

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

14 Kasım 2015 Cumartesi

Bilim kurgu seven kaç kişiyiz ?


Merhaba,

  Tatlı yapmaya vakit bulamayan Serden konuşmaya her zaman mecal bulur !  Hakikaten bazen çenemin yorulduğunu hissediyorum. Size de oluyor mu, yoksa bu durumdan tek muzdarip ben miyim ? Hem çalışıp hem okumak ne zormuş. Öldüm bittim bu hafta. Sayfalarca yazı yazdım, üzerine iş yerinde beni bekleyen bir ton iş... Bu durumlara bir de sağlık sorunları eklenince sormayın gitsin.
  Bu temponun koşuşturmacanın içinde bazen sessizce duruyorum ve diyorum ki kendi kendime "dayan Serden, Star Wars'un vizyona girmesine az kaldı". Bunu şu an size güzel ve ilgi çekci bir yazı yazayım diye söylemiyorum, gerçekten ! Bu benim için bir motivasyon kaynağı. Yaşım küçükken keşke benim de bir R2- D2'um olsa ve onunla birlikte oynasam diye düşünürdüm. Kabul edeyim bana ne yedirip içirdiler de böyle değişik bir hayal gücüne sahip oldum, bilmiyorum. Ama ileride benim de bir çocuğum olursa kız ya da erkek fark etmez sanırım ona ilk alacağım oyuncaklardan biri komodininin üzerine koyacağı bir Yoda olacak. Çünkü her yaşta dertleşecek bilge birine ihtiyaç vardır. Star Wars kadar sevdiğim diğer bir film ise "Back to the Future" serisi. Alman televizyonu RTL'de bile denk gelip tek kelime almanca bilmememe rağmen izlemişliğim vardır. Ben genel olarak uzay ve bilim kurgu ile ilgili her şeyi hiç sıkılmadan izleyebilme özelliğine sahibim. Stanley Kubrick'in 2001 A Space Odyssey filmi mesala. Bence bir başyapıttır.
  Şimdilerde ise vakit bulabildiğim akşamlar Stephen Hawking'in Zamanın Kısa Tarihi'ni okuyorum. Mutlaka alın. Aşağıdaki fotoğrafta kahve fincanım ve kitabımın renginin aynı oluş tamamen tesadüf oldu. Kahve fincanları da zamanın değerini anlamanıza yardımcı olacak en somut örneklerden biri. Ya da ben antika kahve fincanı aşığı olarak öyle düşünüyorum. Yine de insanın geçmişi ve geleceği sorgulaması güzel şey. Kafatasımızın içindeki yaklaşık 1.400 kg'lık bir et oraya boşuna konmuş olamaz. Ondan olabildiğince faydalanmaya bakmamız gerek :)
  Gelelim bu yazıyı yazarken ne dinlediğime. Favori şarkılarım çok aslında ama genelde sabahtan akşama kadar bana eşlik eden şarkıları "Radio Slow Time"dan dinliyorum. Çünkü sanki benim playlistim ve hepsini ben sıralamışım gibi. Kulaklarımızın da iyi müzik dinlemeye ihtiyacı var. Kulaklarımı seviyor ve onlara son zamanlardaki şarkılarla işkence etmek istemiyorum.
  Yeni tabirle biraz atarlı bir yazı mı oldu ? Bak öyleyse üzülürüm. Sözüm meclisten dışarı biliyorsunuz :)

  Hepinize mutlu bir hafta olsun. ( May the force be with you !)


4 Ekim 2015 Pazar

İki lafın belini mi kırsak ?

Mutlu haftalar herkese,
  Ne çok oldu size bir şeyler anlatmayalı, değil mi ? Tekrar yazmam için saatler günleri, günler ayları kovaladı diye klişe bir şekilde devam etmek istemiyorum ama durum sanki biraz öyle oldu. Ben iyi veya kötü yapılan her davranışın mutlaka bir sebebi olduğuna inanan bir insanım. İnsanlar sizi üzebilir, mutlu edebilir, şımartabilir... Bunların hepsi bir nedene bağlıdır. Bazen o neden sizsinizdir bazen de karşınızdaki. Sanırım bu ay en çok bu ikilemi sorguladım. Ve kendimce en mantıklı cevabı bulduktan sonra tüm bu düşünceleri ve kişileri yaz aylarında bırakmaya karar verdim. Çünkü sonbahar benim en sevdiğim mevsimdir ve bu mevsimi olabildiğince mutlu geçirmek istiyorum.
 
  Peki güzel şeyler yaşanmadı mı? Yaşandı elbette. "kul kurar, kader gülermiş" dediklerini başınıza gelmeden anlamıyorsunuz. Ama bu sefer bana iyi olarak gülümsedi. Mezun olduğum işi, mesleğimi yapıyorum artık. Her gün farklı bir şey öğreniyorum ve biliyor musunuz bu beni çok mutlu ediyor. Öğrenmek illa ki sayfalarca kitap okuyup, evliya çelebi misali gezmek demek değil. Gün içinde türev fonksiyonunu çözmek de, fırın sütlaç yapmak için fırının 50derece'de olması gerektiği de, bebeğinizin pişiğini engellemek için doktorunuzdan aldığınız tavsiye de buna dahil.



   Ve mutluluk, illa ki pahalı arabalara binmek lüks restoranlarda yemek yemek olmamalı. Bu ayki sorgulamalarımdan bir diğeri de buydu. Her şeyi olan ama hiçbir şeye sahip olamayan insanlar gördüm. Bu acı bir durum değil mi sizce de? Mesela yukarıda gördüğünüz kitap lise zamanımda hayran kalarak okuduğum "Bronz Atlı"'nın türkçeye çevrilmeyen devam kitabı. O zamanlar İstanbul'da bu kitabı aramadığım yer kalmamıştı. Dün tamamen tesadüf eseri Sahaf Festivali'nde karşıma çıktı. Maddi değeri 7.5 tl, manevi değeri ise, lise anılarım, kitap arayışlarım, yani gençliğim. Şimdi bu kitabı başucuma koydum ve birkaç sayfa bile okusam mutlu oluyorum.
 
  Kıssadan hisse; hayat kısa, yanınıza sevdiğiniz insanları alıp, mutlu olduğunuz işi yapın (bu her neyse) ve her sabah yaşamınızı daha güzel bir hale getirebileceğiniz yeni bir güne sağlıkla uyandığınız için şükredin, belki de en önemlisi bu.

  Sohbet etmeyi, dertleşmeyi özlemişim. Umarım size yeni tarifler ve keşif yerleri yazacağım günler de gelecektir. Hiçbir şey yazmadığım dönemde bile hala eski yazılarımı okuyan kişileri görmek nasıl bir keyif anlatamam. Siz hep okuyun, ben hep yazayım.

 Görüşmek dileğiyle, sağlıcakla kalın :)

 

24 Ağustos 2015 Pazartesi

Keşif: Bozcaada




      Herkese merhaba :)
         İstanbul il sınırları dışından, benim kendimi kendim gibi hissettiğim, çocukluğumdan beri hiç bıkmadan usanmadan koşa koşa gittiğim yerden, Kuzey Ege'den selamlamak istedim sizi. Yolda tanımadığınız insanların size günaydın dediği bir yer burası. Hep rüzgarlı. Sabahları denize girip, akşamları asma yaprağı arasında sardalye yeyip sonrasında kahve içerken içinizin ürpereceği ve Temmuz ayında bile olsanız akşamları kalkıp hırka giyeceğiniz bir yer. Gözlerinizi kapatıp nefes aldığınızda Kaz Dağları'ndan gelen tertemiz havayı soluduğunuz, şimdi bu benim baktığım manzaraya zamanında Zeus mu bakmış yani diyebileceğiniz bir yer. Üstelik tatlı bir şiveyle konuşan, samimi, yardımsever pek çok insan tanıyabileceğiniz bir yer olması da bu coğrafyanın size bir armağanı.
        Bugün sizi Bozcaada'ya götürüyorum. Kuzey Ege'nin en güzel yerlerinden. Öyle çok büyük ve ihtişamlı değil. Ama bir o kadar samimi. Arabayla 2 saatte tüm adayı başta başa dolaşıp bitirebilirsiniz. Gezilip görülmesi gereken yerleri diğer sitelerden de bulabilirsiniz o yüzden ben size onlardan farklı olarak adaya gittiğinizde mutlaka uğramanız gereken bir lezzet durağından bahsetmek istiyorum, Veli Dede Fırını.

        

      Sokakta yürürken bir yerden damla sakızlı kurabiye kokusu geliyor diyerek etrafınıza baktığınız anda bu tabelayı göreceksiniz. Bir sokak baştan aşağıya mis gibi kurabiye kokar mı? Bu sokak kokuyor. 


       Fırının içi enfes. Küçücük bir dükkan ama içerisinde yok yok. Tereyağlı kurabiyeler mi dersiniz, cookieler mi, Polonya usulü kekler mi, biscottiler mi... Cennet gibi. Hepsinin kaliteli malzemelerle yapıldığı o kadar aşikar ki ürünlere baktığınız zaman dokusundan ve kokusundan hemen anlıyorsunuz, tadınca ise kesin olarak onaylıyorsunuz. 
  
   

        Veli Dede'de bu güzel yiyeceklerin yanında bölgeye ait zeytinyağı, Bozcaada'ya geldiğinizde tatmadan gitmenizin büyük bir ayıp sayılacağı domates reçeli yine pek az yerde bulabileceğiniz üzüm reçeli, gelincik reçeli gibi reçeller de satılıyor. Bence buradan hediyelik eşya almak yerine dostlarınıza bu güzel reçellerden bir kavanoz götürmeniz çok daha şık bir tercih olacaktır.



       Benden bugünlük bu kadar. Sayenizde adanın fotoğraflarına bakıp rahatladım. Üzerime bir dinginlik çöktü. Yazıyı yazarken dinlediğim müzikten de kaynaklanıyor olabilir bu. Haydi geleneği bozmayayım ve aşağıya bu yazıyı yazarken dinlediğim müziği de ekleyeyim.
   
       Bir sonraki görüşmemizin daha çabuk olması dileğiyle,
       Kendinize çok iyi bakın ve sevdiklerinize her fırsatta sımsıkı sarılmayı unutmayın :)


                                

21 Temmuz 2015 Salı

Kakaolu Kolay Puding

 
         Merhaba herkese,
            İşte geldim buradayım ! Öncelikle şunu söyleyebilirim ki bazen içinizde hiç bitip tükenmeyen bir enerji varmış gibi görünse de, her şeyi yapabilecek gücü kendinizde bulduğunuzu düşünseniz de eğer vücudunuz yorgunsa "hop orada dur bakalım" diyor. Sanırım son 1 aydır yazamama sebebim bu. Tabi yazlıkta olup çok sık ve hızlı internet bulamamamın da etkisi var. Ama dediğim gibi sadece biraz dinlenmek istedim, uzaklaşmak istedim. Bunu yapma sebebim daha verimli olarak geri dönebilmek içindi. Umarım bir faydası olmuştur.
 

      Bu süre içerisinde de mutfağa çok sık girmedim diyebilirim. İşte sadece şu yukarıda gördüğünüz ve şu ana kadar yaptığım en kolay doğaçlama pudingi yaptım. Poşette hazır satılan pudingleri en son ne zaman yedim hatırlamıyorum. Bu kadar basit bir şeyin hazırı ve katkılısı niye alınır onu da anlayabilmiş değilim hala. Puding isteyince canım, hemen inip tencereye sütü koydum, şekeri koydum, unu koydum tam nişastayı koyacağım bir baktım nişasta kalmamış evde. Olanlarla da yaptığım işte gördüğünüz bu arkadaş. Tadının da paketteki pudinglerden hiçbir farkı yok. Sütün içine hazır karışımı koyup karıştıracağınıza un, şeker ve kakao ilave edip karıştırın eğer muhteşem bir fark görürseniz de gelin bana yazın, her zaman buradayım biliyorsunuz.
     İnternet bulabildiğim an emin olun postlarda daha aktif olmaya çalışacağım, Serden sözü veriyorum. Yazlıkta olmam sebebiyle keşif yazılarına da zorunlu bir ara verdim, haberiniz olsun. Önümüzdeki aydan sonra her şey yine kaldığı yerden kaldığı düzende devam edecek. 
     
     Kendinize çok iyi bakın,
     Görüşürüz...

   Kakaolu Kolay Puding (2 kişilik)
   
      2 su bardağı süt
      4 yemek kaşığı toz şeker
      3 yemek kaşığı un
      3 yemek kaşığı kakao
             
            Tüm malzemeleri ocağı yakmadan önce tencerenin içerisine koyup çırpma teliyle karıştırın, aksi şekilde yaparsanız un sütte çözülmez ve topaklanır. Daha sonra ocağın altını yakıp göz göz oluncaya kadar karıştırın. Kaselere pay ettikten sonra soğuyunca servis edin. Afiyet Olsun !