17 Aralık 2014 Çarşamba

Çikolatalı Sufle

   


         Yukarıda gördüğünüzü ben yaptım, şahitlerim var ! :)
               Hala nasıl sufle yapabildiğime inanamıyorum, hani size bahsettiğim o kabarmayan kekleri fırından bu sefer de olmadı diye söylene söylene çıkarırken, biri gelip bana "hey üzülme bir gün sufle bile yapacaksın" deseydi o anda ona güzel bir güler ve çekil git başımdan diye bir tepki verirdim diye düşünüyorum. (tamam belki birazcık daha ağır bir tepki de olabilirdi tabii bu.)
               Sanmayın ki sufleyi de hemen ilk yapışta tutturdum. Bu gördüğünüz hatırladığım kadarıyla 6. yapışım filan olmalı. Ama kesinlikle benimle alakalı değil, benimle ilgili olsa çekinmeden yazarım biliyorsunuz artık beni. Her şey tarifi veren ama püf noktasını vermeyen o pastacıların suçu. O yüzden ben size bu bütün başarısız sufle denemelerim sonrasında akıl ettiğim tüm püf noktalarını vereceğim ve siz de ilk yapışta tutturacaksınız, buna eminim. Çünkü ben hatamı anladıktan sonra ilk denememde istediğim sonucu aldım. Tarifleri de püfleri de onların olsun !
              Sufle dediğimiz zaman gözümüzde canlanan dışı çok sert olmayan ve içi akışkan çikolata dolu genellikle üzeri dondurma ile servis edilen (ki ben dondurma+sufleye bayılırım fakat sunum-ödev teslimi dolu şu günlerde boğaz ağrısı istemediğim için pudra şekeri serptim gördüğünüz sufleye) bir tatlı. Peki ama nasıl dışı pişerken içi böyle akışkan oluyor derseniz işte aşağıdakiler yüzünden,
     
      1. Öncelikle çok koyu kıvamda bir karışım istemediğimiz için un oranı daha az.
      2. En önemlisi bu bir kek değil ! Yani içi harıl harıl pişmeyecek, o yüzden de fanlı fırın yok. Aman bu kısım çok önemli çünkü benim bütün başarısızlıklarım bu yüzden oldu. Kek derecesinde pişirdim ve ortaya muffine benzer şeyler çıktı. Ben artık sufleyi mini fırında yapıyorum. 
      3. Fırının önceden ısıtılması gerek.
      4. Pişirme dakikasını geçirmeyin size vereceğim süre ideal süredir, birkaç dakikadan bir şey olmaz demeyin yoksa o akışkan çikolatayla tanışmadan ona elveda dersiniz. 
      5. Piştikten sonra fırında bekletmeyinhemen servis yapın. 
               Şimdi gelelim tarife,
         
          Çikolatalı Sufle (3 kişilik)
             3 yumurta
             3 yemek kaşığı toz şeker
             3 yemek kaşığı tereyağ
             80 gr. bitter çikolata (Daha güzel sufle daha iyi çikolatadan olur. Kakao oranı yüksek çikolata tercih edin. Ben küvertür çikolata kullanıyorum.)
             3 yemek kaşığı un
             1 paket vanilya
             Tuz
             
 * Çikolata ve tereyağını benmari usülü eritin. (bir tencereye su koyun, suya değmeyecek şekilde cam bir kaseyi tencereye yerleştirin. Kasenin içerisine çikolata ve tereyağını koyup eriyene kadar ocakta bekletin, işte bu benmari usülü) 
 *Yumurtaları ve şekeri mikser yardımıyla pürüzsüz krema kıvamına gelene dek çırpın.
 *Eriyen çikolata ılındıktan sonra (sıcak sıcak koyarsanız yumurtalar pişer o yüzden biraz soğusun çikolata) bunu yumurtalı karışıma ekleyip tahta bir kaşıkla dıştan içe hareketlerle karıştırın. daha sonra içine elenmiş unu da ekleyip aynı şekilde karıştırmaya devam edin.
 *Son olarak tüm bu karışıma vanilyayı ve bir tutam tuzu ekleyip son kez karıştırın. 
 *Sufle kaplarını tereyağ ile yağlayın ve içerisini unlayın. (böylece kaba yapışma sorunu yaşamazsınız.) 
 *Karışımı kaplarda 1 parmak mesafe kalıncaya kadar doldurup 200 derecede önceden ısıtılmış fırında 8 dakika pişirin. Afiyet Olsun :)
               


           Bu arada artık her hafta en az bir post yayınlayacağım, ve yazılarımın çoğunluğunu tarifler oluşturacak, önümüzdeki haftaya ayrıca bir de mekan keşif yazısı sizleri bekliyor olacak.
                
                 
             
               

30 Kasım 2014 Pazar

Parisien Kurabiye


         Merhabalar,
               Bugün pazar yani benim odamı toplama, kitaplığımı düzenleme ve odamdaki aksesuarları değiştirme günüm. Bazen bu aksesuarları değiştirmeye vaktim olmazsa sağ tarafta duran mumları sol tarafa geçirmek ve şifonyerimin örtüsünü değiştirmek bile beni rahatlatıyor. Bugün odamı toplarken her yerden küçük küçük kağıtlar çıktı. Sebebi ise eskiden beri not almaya kendimi çok alıştırmış olmam. (Tahmin edersiniz ki post-it'ler en çok aldığım kırtasiye malzemelerinden biri.) Bu not kağıtlarının çoğuna da tarif yazmışım. Tarifleri nereden aldığım ise meçhul. Ve işin komik tarafı çoğu tarifin adını yazmamışım.
              O kadar tarifi şimdi ben ne yapsam ne etsem diye düşünürken ee haydi serden gir şu mutfağa dedim ve ortaya bugünkü kurabiyeler çıktı. Tarifin hangi tarif olduğunu ve şeklini hatırlıyorum neyse ki. Görsel açıdan çok tatminkar bir kurabiye değil farkındayım ama tadı şa-ha-ne !
              En en en güzel yanı da yapması ve pişirmesi tam yarım saat sürdü. Böyle de kolay bir kurabiye. Malzemesi az, sizi bu soğuk havada kurabiye yapmak için markete götürmeyecek yani :)
              Ben bu kurabiyeye Parisien Kurabiye adını verdim. Çünkü tarifi yaparken fransızca şarkılardan oluşan bir playlist bana eşlik etti. Sizin için de alt tarafa bir fransızca şarkı ekliyorum. Kurabiyeyi yapmak için sayfama girdiğinizde Parisien kurabiyenin tarifini bu şekilde okursunuz daha hoş olur. Bu arada yapacağım tarif ve fikirleri instagram ve twitter hesabımdan paylaşıyorum göz gezdirmek isterseniz aklınızda bulunsun. Haydi size güzel haftalar olsun bakalım, hoşça kalın :)


             


       Parisien Kurabiye
     
        1 yumurta
        125 gr. tereyağ
        1 su bardağı pudra şekeri
        1/2 su bardağı buğday nişastası
        1 yemek kaşığı kakao
        2 yemek kaşığı eritilmiş kahve
        2.5 su bardağı un
        1 paket kabartma tozu ve 1 paket vanilya
                
                      Bütün malzemeleri yukarıdaki malzeme sırasına göre kaba koyup yoğuralım. Daha sonra çok büyük olmayacak şekilde küçük parçalar alıp yağlı kağıt serilmiş tepsiye dizelim. Üzerlerine ben bıçağın ters tarafıyla çentik attım ama siz istediğiniz şekli verebilirsiniz tabii ki. Önceden 180 derecede ısıtılmış fırında yaklaşık 20 dakika kadar pişirelim. Çok fazla kuru olmamasına dikkat edin. Afiyet olsun ! 
   
     
        
        
         Fotoğrafı çekmeden önce koyduğum kurabiyelerin bir kısmını dayanamayıp yedim :) Sanırım yemek blogu yazmanın en sevdiğim tarafı bu. Çalışırken aç kalmıyorsunuz. Aşağıya Edith Piaf'ın çok sevdiğim şarkısı "A quoi ça sert l'amour"u paylaşıyorum. Hakikaten aşk ne işe yarar, sizce Piaf mı yoksa Sarapo mu haklı?
      
           

      
     
           

6 Ekim 2014 Pazartesi

Saraydan gelen lezzet: Lohusa Şerbeti




      Bir içecek düşünün ki hem kıpkırmızı rengi olsun hem mis gibi tarçın karanfil koksun hem de içtiğiniz zaman damağınızda akide şekeri yemişsiniz gibi bir lezzet bıraksın... İşte bu isteklerin toplamı tam da Lohusa Şerbeti'ne denk geliyor. Lohusa şerbeti saray zamanından günümüze gelmiş en güzel şerbet. Sarayda doğumlardan sonra ziyarete gelenlere ikram edilirmiş. Ve aynı zamanda lohusalık döneminde anneye de süt açısından faydası olduğuna inanılırmış. Ben lohusa şerbetini çok küçükken içtiğim zaman, bunun sadece doğum yapıldığı zaman verildiğini ve normal zamanda içmenin yasak olduğunu düşünürdüm. Nasıl üzülürdüm anlatamam. Hatta bunu kendime ne kadar dert ettiysem dayanamayıp anneme ve babaanneme söylediğimi ve onların da bana bir güzel güldüğünü hiç unutmam :) İşte ne zaman ailede benim bu lohusa şerbeti sevgim keşfedildi o yıllardan sonra bizim buzdolabında yaz-kış lohusa şerbeti eksik olmadı. Hatta ara ara lisede ve üniversitede okula bile götürdüğüm oldu. İşte o derece bir şerbet sevgisi.
       Lohusa şekeri dediğimiz şey aslında kızamık şekeri. Biz lohusa şekerini Kadıköy Çarşısı'ndaki  Şekerci Cafer Erol'dan alırız. Pek çok yerde satılıyor ama oranınki hakikaten daha bir başka. Lohusa şekerini bir de içine tarçın ve karanfil eklenmiş şekilde satıyorlar ama size tavsiyem o şekilde almamanız. 
     


         Şimdi gelelim bu şekeri nasıl şerbete dönüştüreceğimiz kısmına. Fotoğraftaki gibi yaklaşık yarım kiloya denk gelen 2 parça lohusa şekerini 2 litre su, 2 bardak şeker, 3 kabuk tarçın ve 10 adet karanfille bir tencerede kaynatıyoruz. Şerbet iyice kaynayıp, kıvamı hafif koyulaşıp kokusu yayılınca ocaktan alıp süzüyoruz ve şerbetiniz hazır ! Şimdi soğuduktan sonra ister tek seferde bitirin ister benim yaptığım gibi cam şişelere pay edip buzdolabında saklayın. Eklemem gereken ise lohusa şerbetinin servisi esnasında üzerine badem koyulduğu. Fakat ben badem koyarak pek beğenmiyorum o yüzden fotoğraflardaki sunumda üzerine eklemedim. Ama siz öyle de deneyebilirsiniz.
          




18 Eylül 2014 Perşembe

Çayın yanına atıştırmalık: Biscotti


   


                     
 

Yağmurlu bir İstanbul sabahından merhaba,
     Yavaş yavaş kışa girmeye başladık. Ben kendi adıma memnunum çünkü kazaklarımı, şallarımı ve kış gelince salondaki koltuğun bir köşesinde duran ekose ince battaniyeyi çok özlemiştim.
     Kışın evde, işte, okulda en çok tükettiğimiz içecek şüphesiz ki çay ! Ama bana göre çay, yanında yiyecek bir şeyler olduğu zaman güzel. O yüzden ben de sizlere çayınızın yanında yiyebileceğiniz, uzun süre kalsa bile bayatlamayacak, yapımı pratik bir kurabiye tarifi vereceğim.
     Bugünkü kurabiye bir İtalyan lezzeti olan Biscotti ! Biscotti geleneksel İtalyan seremonilerinin vazgeçilmez kurabiyesi. Adını dilimize 'iki kez pişirilmiş' şeklinde çevirebiliriz. Tadı bizim pastanelerimizde satılan ve benim çook sevdiğim Selanik Gevreği'ni anımsatıyor. Ve adı itibariyle iki kez fırınlandığı için uzun bir süre bayatlamadan saklanabiliyor. (Tabii uzun süre yemeden durabilirseniz :)

   


    Genelde bademli, fıstıklı, kuru yemişli olarak çok çeşitli yapabileceğiniz bu tarifi ben bu sefer damla çikolata ile yaptım. Daha önce de kayısılı, incirli ve fındıklı olarak denemiştim. Ve hepsinde yiyenler çok memnun kalmıştı.


Damla Çikolatalı Biscotti

200 gr. toz şeker
80 gr. tereyağ
3 yumurta
385 gr. un
250 gr. damla çikolata
1 tatlı kaşığı vanilya
2 tatlı kaşığı kabartma tozu

     Oda sıcaklığında erimiş tereyağını çırpıyoruz. Daha sonra şekeri ilave edip çırpmaya devam ediyoruz. Karışımımızda tereyağ ve şeker birbiriyle iyice karıştıktan sonra 3 yumurtayı teker teker ve her ilave yumurtadan sonra çırpıyoruz. Ayrı bir kap içine unu, kabartma tozunu, vanilyayı ve bir tutam tuzu eleyip karıştırıyoruz. Unlu karışımı diğer yumurtalı karışımın içerisine azar azar ilave edip bir tahta kaşıkla kıvam almasını sağlıyoruz. Ve son olarak damla çikolataları ekleyip tekrar bir kaşık yardımıyla hamuru toparlıyoruz.
     TARİFİN PÜF NOKTASI : Bu aşamada hamur, alışık olduğumuz hafif sert kıvamda değil çok yumuşak bir kıvamda olacak o yüzden endişelenmeyin doğru yoldasınız ! Ve bir tavsiye daha hamura kıvam aldırırken elinizi kullanıp yoğurmaya çalışmayın kaşık yardımıyla karıştırın.
     Mutfak tezgahının üzerine bolca un serpin ve hamuru karıştırma kabından tezgaha koyun. Burada da yoğurmuyoruz. Sadece kenarlarına elimizle dikdörtgen bir şekil veriyoruz. Sonra bir bıçakla bu büyük dikdörtgeni ortadan kesiyoruz. Yağlı kağıt serdiğimiz fırın tepsisine koyuyoruz. Üzerlerine kıtır olması için yumurta akı sürüp toz şeker serpiyoruz. Ve fırına gitmeden şu şekilde görünüyor olacaklar,



      165 derece fırında 30 dk. üzeri kızarana kadar pişiriyoruz.



Fırından çıktıkları zaman işte böyle ekmek görünümünü andıran bir şekilleri oluyor. Daha sonrasında ise biraz soğuduktan sonra ince ince dilimler şeklinde kesip, fırın telinin üzerine koyuyoruz ve 110 derecede kuruyana kadar pişiriyoruz. 



                                                                                                  









21 Haziran 2014 Cumartesi

Dondurma Sezonunda İlk Durak: Cold Stone



 
       Yaz demek dondurma demek, önce bunu bir kabul edelim ! Burayı birazcık ihmal etmenin vermiş olduğu vicdan azabıyla ne yapsam ne yazsam diye düşünürken aklıma dondurmacıları dolanmak ve alternatifleri sizin önünüze getirmek geldi. Alternatif derken demek istediğim, bu dondurma turuna çikolata-kaymak-vişne'nin bir adım ötesindeki dondurmalarla başlamak.
        Az ve öz yesem de vazgeçemeyeceğim tek şey lezzetli yemek yemek. Durum böyle olunca çevrenizdeki yakın arkadaşlarınız da sizin gibi oluyor. Ve her buluşmada keşfedilen farklı tatlar açığa çıkıyor. Yine öyle günlerden birinde arkadaşımın tavsiyesiyle yolumuz Akasya'daki Cold Stone'a düştü.
       Amerika'nın bu ünlü dondurmacısına ben tek kelimeyle bayıldım ! Her şeyden önce dondurmanın hazırlanışı çok hoşuma gitti. Şöyle ki, cold stone adı ve dondurmasının gizemi dondurmayı hazırladıkları soğuk granit tezgahtan geliyor.
       Çok fazla çeşit olduğu için kısa süreli bir karar verme aşamasından sonra benim tercihim, Our Strawberry Blonde oldu. Kendi dondurmamın hazırlanışını aşama aşama çektim.
   
                         

    Çilekli dondurma soğuk tezgaha konulduktan sonra içerisine turta parçaları ilave edildi.
             
                        
   Ve daha sonra da çilek, krem şanti ve karamel sosu da eklenip, karıştırıldı.

                       
                       
 
    Dondurmada yeni bir tat arıyorsanız eğer Akasya'ya gittiğinizde Cold Stone'a da uğrayın derim. Avrupa yakasında oturanlar içinse Ortaköy'de de bir şubesi var.


   



10 Nisan 2014 Perşembe

İki vize arası sümbüllü post


 
      Nisan ayına geldiğimizi hatırlatan iki şey var benim için, bir tanesi ömür boyu sürecek hiç bitmeyecek kabusu yaratan vizelerim diğeri ise mis gibi çiçek kokan hava...
      Bu haftam o kadar yoğundu ki günde 4 vizeyi gördü gözlerim, fakültede almadığım ders kalmayınca hepsi üst üste geldi tabii ama neyse ki mazeret sınavı denen bir güzellik var. Bu sıkıcı konularla sizi bunaltmak değil amacım, o yoğun sınav programı içinde hala nasıl olduğunu anlayamadığım boş bir gün bırakmışlar bana. Sabah birkaç saat fazla uyudum ve güzel bir kahvaltıdan sonra notların başına oturmadan güneşli havada biraz yürüdüm Moda Sahilinde.
     Eve dönerken aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz sümbüllerden (gerçi benim bildiğim sümbülün çiçekleri daha küçük olur ama adını bilmediğim için bunlara da sümbül diyorum ben :) aldım kendime, öyle müthiş bir kokusu var ki şu anda yazdığım postu o müthiş koku eşliğinde yazıyorum.
     Geçenlerde komik ama gerçek, sudan daha ucuz bir paraya bir sahafın dışarıya koyduğu yemek kitaplarını karıştırırken "The Essential Soup Cookbook" kitabını buldum. Bilenler bilir çorbayla aram pek iyi değildir. Zaten iki kaşık yemek yediğim zaman doyan bir insan olarak başlangıçta çorba içince ana yemeği yemeye yer kalmıyor midemde :) Fakat bu kitabın içinde dünya mutfaklarına ait öyle değişik çorba tarifleri var ki bir an önce hepsini denemek istedim. Serden bahar geldi güneş açtı ne çorbasından bahsediyorsun derseniz eğer denemeye soğuk çorbalardan başlarız biz de ne olacak :)

 
   
   
   

28 Şubat 2014 Cuma

Nutella'lı Çıtırdak


    Bir önceki post'ta artık şekerli tariflere olabildiğince az yer vereceğimi söylemiştim. Fakat dün yazlık fotoğraflarına bakarken yayınlamayı unuttuğum bir tarifin fotoğraflarını gördüm. Ve bu tarif tam da bizim gibi acemiler için !
   
     Siz de bizim gibi yazın kafa dinleyeyim, temiz denize gireyim doğayla baş başa olayım diyorsanız maalesef bazı şeylerden ödün vermek zorunda kalıyorsunuzdur. Bunlardan en önemlisi ise süpermarketler. Bizim aile yemeyi ve yedirmeyi fazlaca sevdiği için mutfak alışverişlerimiz dolu dolu geçer. Fakat her stok elbet bir gün tükenir ama Nutella asla :)
 
    Malzememiz Nutella ve baklavalık yufkadan oluşuyor, süslemek için ise pudra şekeri.

    Öncelikle 2 yaprak baklavalık yufkayı enlemesine 4 parçaya ayırıyoruz. Daha sonra Nutella'dan 1'er kaşık alıp aralıklarla kestiğimiz parçalara koyup kaşığın arkasıyla fazla olmasa da yayıyoruz. Ben çikolatanın üzerine biraz da çekilmiş fındık serptim gayet güzel oldu.
 
 
                        


    Daha sonra her bir parçayı muska böreği yapıyormuşuz gibi üçgen şeklide katlayıp tepsiye diziyoruz.
           
                       



     160 derecede üzeri kızarıp çıtırdak olana kadar pişiriyoruz. Fırından aldıktan sonra da pudra şekeri serpip servis ediyoruz. Yapımı kolay ve kısa, tadı güzel, yağsız. Afiyet olsun :)

     Not:  Masadaki taş ne işe yarıyor derseniz eğer malum Ege'nin rüzgarı meşhurdur. Örtülerimizin uçup zeytinliklere tente olmasını engellemek için ancak bu taşlar derdimize çözüm oluyor.


  











 

10 Şubat 2014 Pazartesi

Bu yazı 'şeker' içermez


 
   
        Sonda söyleyeceğimi başta söyleyerek bu yazıyı yazmam daha kolay olacak gibi : Artık Mutfakta Acemi Var'da şekerli tarifler maalesef yer almayacak. Tatlı yiyip tatlı konuşalım gibi atasözlerine de mazuriyetimi sunarak devam ediyorum. Kısa bir süre önce babamın geçirdiği bir rahatsızlıktan ötürü artık şekerli her şey ona yasak. Durum böyle olunca bizim fırına aylardan beridir ne bir kek ne de kurabiye girmiş durumda. Kek deyip geçmeyin en masumunda bile 1 bardak şeker var !
       
         Şu 2 aylık süreçte anladım ki hayatımı şeker üzerine kurmuşum. Gün içinde bana normal hatta az gelen şeker miktarı şekere duyarlı bir insan için koma sebebi sayılabilir. Fakat şu var ki, yabancı ya da yerli sitelerde şeker olmadan yapılan tatlılar oldukça az geldi bana ya da tatsız tuzsuz...

       

     
       Dışarıdan alınan şekersiz tatlılarda ise aspartam var. Türkçesi, tatlı zehir yani. Özellikle de şekersiz olsun diye içilen Light Cola'larda ve pastanelerde satılan diyabetik tatlıların içinde bolca bulunuyor. Bu konuyu ilerleyen zamanlarda ele alacağım takipte kalın.

        Gelelim sadedimize, başlangıçta söylediğim gibi şekerli tatlıların yer almayacağı bölüm hakkında elimden geldiğince tutarlı olmaya çalışacağım fakat sitede elbette ki içinde şeker olan küçük kaçamak tatlılar da olmayacak değil ama daha az. Yakında yapacağım az şekerli ya da şekersiz olarak denediğim tariflerle tekrar görüşmek üzere.