14 Kasım 2015 Cumartesi

Bilim kurgu seven kaç kişiyiz ?


Merhaba,

  Tatlı yapmaya vakit bulamayan Serden konuşmaya her zaman mecal bulur !  Hakikaten bazen çenemin yorulduğunu hissediyorum. Size de oluyor mu, yoksa bu durumdan tek muzdarip ben miyim ? Hem çalışıp hem okumak ne zormuş. Öldüm bittim bu hafta. Sayfalarca yazı yazdım, üzerine iş yerinde beni bekleyen bir ton iş... Bu durumlara bir de sağlık sorunları eklenince sormayın gitsin.
  Bu temponun koşuşturmacanın içinde bazen sessizce duruyorum ve diyorum ki kendi kendime "dayan Serden, Star Wars'un vizyona girmesine az kaldı". Bunu şu an size güzel ve ilgi çekci bir yazı yazayım diye söylemiyorum, gerçekten ! Bu benim için bir motivasyon kaynağı. Yaşım küçükken keşke benim de bir R2- D2'um olsa ve onunla birlikte oynasam diye düşünürdüm. Kabul edeyim bana ne yedirip içirdiler de böyle değişik bir hayal gücüne sahip oldum, bilmiyorum. Ama ileride benim de bir çocuğum olursa kız ya da erkek fark etmez sanırım ona ilk alacağım oyuncaklardan biri komodininin üzerine koyacağı bir Yoda olacak. Çünkü her yaşta dertleşecek bilge birine ihtiyaç vardır. Star Wars kadar sevdiğim diğer bir film ise "Back to the Future" serisi. Alman televizyonu RTL'de bile denk gelip tek kelime almanca bilmememe rağmen izlemişliğim vardır. Ben genel olarak uzay ve bilim kurgu ile ilgili her şeyi hiç sıkılmadan izleyebilme özelliğine sahibim. Stanley Kubrick'in 2001 A Space Odyssey filmi mesala. Bence bir başyapıttır.
  Şimdilerde ise vakit bulabildiğim akşamlar Stephen Hawking'in Zamanın Kısa Tarihi'ni okuyorum. Mutlaka alın. Aşağıdaki fotoğrafta kahve fincanım ve kitabımın renginin aynı oluş tamamen tesadüf oldu. Kahve fincanları da zamanın değerini anlamanıza yardımcı olacak en somut örneklerden biri. Ya da ben antika kahve fincanı aşığı olarak öyle düşünüyorum. Yine de insanın geçmişi ve geleceği sorgulaması güzel şey. Kafatasımızın içindeki yaklaşık 1.400 kg'lık bir et oraya boşuna konmuş olamaz. Ondan olabildiğince faydalanmaya bakmamız gerek :)
  Gelelim bu yazıyı yazarken ne dinlediğime. Favori şarkılarım çok aslında ama genelde sabahtan akşama kadar bana eşlik eden şarkıları "Radio Slow Time"dan dinliyorum. Çünkü sanki benim playlistim ve hepsini ben sıralamışım gibi. Kulaklarımızın da iyi müzik dinlemeye ihtiyacı var. Kulaklarımı seviyor ve onlara son zamanlardaki şarkılarla işkence etmek istemiyorum.
  Yeni tabirle biraz atarlı bir yazı mı oldu ? Bak öyleyse üzülürüm. Sözüm meclisten dışarı biliyorsunuz :)

  Hepinize mutlu bir hafta olsun. ( May the force be with you !)


4 Ekim 2015 Pazar

İki lafın belini mi kırsak ?

Mutlu haftalar herkese,
  Ne çok oldu size bir şeyler anlatmayalı, değil mi ? Tekrar yazmam için saatler günleri, günler ayları kovaladı diye klişe bir şekilde devam etmek istemiyorum ama durum sanki biraz öyle oldu. Ben iyi veya kötü yapılan her davranışın mutlaka bir sebebi olduğuna inanan bir insanım. İnsanlar sizi üzebilir, mutlu edebilir, şımartabilir... Bunların hepsi bir nedene bağlıdır. Bazen o neden sizsinizdir bazen de karşınızdaki. Sanırım bu ay en çok bu ikilemi sorguladım. Ve kendimce en mantıklı cevabı bulduktan sonra tüm bu düşünceleri ve kişileri yaz aylarında bırakmaya karar verdim. Çünkü sonbahar benim en sevdiğim mevsimdir ve bu mevsimi olabildiğince mutlu geçirmek istiyorum.
 
  Peki güzel şeyler yaşanmadı mı? Yaşandı elbette. "kul kurar, kader gülermiş" dediklerini başınıza gelmeden anlamıyorsunuz. Ama bu sefer bana iyi olarak gülümsedi. Mezun olduğum işi, mesleğimi yapıyorum artık. Her gün farklı bir şey öğreniyorum ve biliyor musunuz bu beni çok mutlu ediyor. Öğrenmek illa ki sayfalarca kitap okuyup, evliya çelebi misali gezmek demek değil. Gün içinde türev fonksiyonunu çözmek de, fırın sütlaç yapmak için fırının 50derece'de olması gerektiği de, bebeğinizin pişiğini engellemek için doktorunuzdan aldığınız tavsiye de buna dahil.



   Ve mutluluk, illa ki pahalı arabalara binmek lüks restoranlarda yemek yemek olmamalı. Bu ayki sorgulamalarımdan bir diğeri de buydu. Her şeyi olan ama hiçbir şeye sahip olamayan insanlar gördüm. Bu acı bir durum değil mi sizce de? Mesela yukarıda gördüğünüz kitap lise zamanımda hayran kalarak okuduğum "Bronz Atlı"'nın türkçeye çevrilmeyen devam kitabı. O zamanlar İstanbul'da bu kitabı aramadığım yer kalmamıştı. Dün tamamen tesadüf eseri Sahaf Festivali'nde karşıma çıktı. Maddi değeri 7.5 tl, manevi değeri ise, lise anılarım, kitap arayışlarım, yani gençliğim. Şimdi bu kitabı başucuma koydum ve birkaç sayfa bile okusam mutlu oluyorum.
 
  Kıssadan hisse; hayat kısa, yanınıza sevdiğiniz insanları alıp, mutlu olduğunuz işi yapın (bu her neyse) ve her sabah yaşamınızı daha güzel bir hale getirebileceğiniz yeni bir güne sağlıkla uyandığınız için şükredin, belki de en önemlisi bu.

  Sohbet etmeyi, dertleşmeyi özlemişim. Umarım size yeni tarifler ve keşif yerleri yazacağım günler de gelecektir. Hiçbir şey yazmadığım dönemde bile hala eski yazılarımı okuyan kişileri görmek nasıl bir keyif anlatamam. Siz hep okuyun, ben hep yazayım.

 Görüşmek dileğiyle, sağlıcakla kalın :)

 

24 Ağustos 2015 Pazartesi

Keşif: Bozcaada




      Herkese merhaba :)
         İstanbul il sınırları dışından, benim kendimi kendim gibi hissettiğim, çocukluğumdan beri hiç bıkmadan usanmadan koşa koşa gittiğim yerden, Kuzey Ege'den selamlamak istedim sizi. Yolda tanımadığınız insanların size günaydın dediği bir yer burası. Hep rüzgarlı. Sabahları denize girip, akşamları asma yaprağı arasında sardalye yeyip sonrasında kahve içerken içinizin ürpereceği ve Temmuz ayında bile olsanız akşamları kalkıp hırka giyeceğiniz bir yer. Gözlerinizi kapatıp nefes aldığınızda Kaz Dağları'ndan gelen tertemiz havayı soluduğunuz, şimdi bu benim baktığım manzaraya zamanında Zeus mu bakmış yani diyebileceğiniz bir yer. Üstelik tatlı bir şiveyle konuşan, samimi, yardımsever pek çok insan tanıyabileceğiniz bir yer olması da bu coğrafyanın size bir armağanı.
        Bugün sizi Bozcaada'ya götürüyorum. Kuzey Ege'nin en güzel yerlerinden. Öyle çok büyük ve ihtişamlı değil. Ama bir o kadar samimi. Arabayla 2 saatte tüm adayı başta başa dolaşıp bitirebilirsiniz. Gezilip görülmesi gereken yerleri diğer sitelerden de bulabilirsiniz o yüzden ben size onlardan farklı olarak adaya gittiğinizde mutlaka uğramanız gereken bir lezzet durağından bahsetmek istiyorum, Veli Dede Fırını.

        

      Sokakta yürürken bir yerden damla sakızlı kurabiye kokusu geliyor diyerek etrafınıza baktığınız anda bu tabelayı göreceksiniz. Bir sokak baştan aşağıya mis gibi kurabiye kokar mı? Bu sokak kokuyor. 


       Fırının içi enfes. Küçücük bir dükkan ama içerisinde yok yok. Tereyağlı kurabiyeler mi dersiniz, cookieler mi, Polonya usulü kekler mi, biscottiler mi... Cennet gibi. Hepsinin kaliteli malzemelerle yapıldığı o kadar aşikar ki ürünlere baktığınız zaman dokusundan ve kokusundan hemen anlıyorsunuz, tadınca ise kesin olarak onaylıyorsunuz. 
  
   

        Veli Dede'de bu güzel yiyeceklerin yanında bölgeye ait zeytinyağı, Bozcaada'ya geldiğinizde tatmadan gitmenizin büyük bir ayıp sayılacağı domates reçeli yine pek az yerde bulabileceğiniz üzüm reçeli, gelincik reçeli gibi reçeller de satılıyor. Bence buradan hediyelik eşya almak yerine dostlarınıza bu güzel reçellerden bir kavanoz götürmeniz çok daha şık bir tercih olacaktır.



       Benden bugünlük bu kadar. Sayenizde adanın fotoğraflarına bakıp rahatladım. Üzerime bir dinginlik çöktü. Yazıyı yazarken dinlediğim müzikten de kaynaklanıyor olabilir bu. Haydi geleneği bozmayayım ve aşağıya bu yazıyı yazarken dinlediğim müziği de ekleyeyim.
   
       Bir sonraki görüşmemizin daha çabuk olması dileğiyle,
       Kendinize çok iyi bakın ve sevdiklerinize her fırsatta sımsıkı sarılmayı unutmayın :)


                                

21 Temmuz 2015 Salı

Kakaolu Kolay Puding

 
         Merhaba herkese,
            İşte geldim buradayım ! Öncelikle şunu söyleyebilirim ki bazen içinizde hiç bitip tükenmeyen bir enerji varmış gibi görünse de, her şeyi yapabilecek gücü kendinizde bulduğunuzu düşünseniz de eğer vücudunuz yorgunsa "hop orada dur bakalım" diyor. Sanırım son 1 aydır yazamama sebebim bu. Tabi yazlıkta olup çok sık ve hızlı internet bulamamamın da etkisi var. Ama dediğim gibi sadece biraz dinlenmek istedim, uzaklaşmak istedim. Bunu yapma sebebim daha verimli olarak geri dönebilmek içindi. Umarım bir faydası olmuştur.
 

      Bu süre içerisinde de mutfağa çok sık girmedim diyebilirim. İşte sadece şu yukarıda gördüğünüz ve şu ana kadar yaptığım en kolay doğaçlama pudingi yaptım. Poşette hazır satılan pudingleri en son ne zaman yedim hatırlamıyorum. Bu kadar basit bir şeyin hazırı ve katkılısı niye alınır onu da anlayabilmiş değilim hala. Puding isteyince canım, hemen inip tencereye sütü koydum, şekeri koydum, unu koydum tam nişastayı koyacağım bir baktım nişasta kalmamış evde. Olanlarla da yaptığım işte gördüğünüz bu arkadaş. Tadının da paketteki pudinglerden hiçbir farkı yok. Sütün içine hazır karışımı koyup karıştıracağınıza un, şeker ve kakao ilave edip karıştırın eğer muhteşem bir fark görürseniz de gelin bana yazın, her zaman buradayım biliyorsunuz.
     İnternet bulabildiğim an emin olun postlarda daha aktif olmaya çalışacağım, Serden sözü veriyorum. Yazlıkta olmam sebebiyle keşif yazılarına da zorunlu bir ara verdim, haberiniz olsun. Önümüzdeki aydan sonra her şey yine kaldığı yerden kaldığı düzende devam edecek. 
     
     Kendinize çok iyi bakın,
     Görüşürüz...

   Kakaolu Kolay Puding (2 kişilik)
   
      2 su bardağı süt
      4 yemek kaşığı toz şeker
      3 yemek kaşığı un
      3 yemek kaşığı kakao
             
            Tüm malzemeleri ocağı yakmadan önce tencerenin içerisine koyup çırpma teliyle karıştırın, aksi şekilde yaparsanız un sütte çözülmez ve topaklanır. Daha sonra ocağın altını yakıp göz göz oluncaya kadar karıştırın. Kaselere pay ettikten sonra soğuyunca servis edin. Afiyet Olsun !
   

21 Haziran 2015 Pazar

Keşif: Şile


    Merhabalar herkese,
       "Yorgunum dostlarım yorgunum artık vefasız yıllara dargınım artık" diyerek yazıma başlamak istiyorum çünkü içinde bulunduğum durumu en iyi bu şarkı özetliyor. Sizlere ilk söylemem gereken şey, kepimi attım artık resmen mezunum ! Aman da yıllar ne çabuk geçiyor aman efendim daha öss testi çözüyordum bugün ne çabuk mezun oldum lakırtılarına girmeyeceğim. Nedeni ise, mezun olan insanlar şu sıralarda muhtemelen kendilerine iş bakıyorlardır ama ben yine ders çalışıyorum. Bu sefer de master mülakatlarına hazırlanıyorum. Siz burada benim ders ve okul cümlelerimi duymaktan bıktınız, ya ben ne yapayım ? Bir de üzerine 1 haftadır geçmeyen halsizlik ve üşütme eklendi. Kolumu kaldırasım yok. Menopozlu teyzeler gibi bir üşüyorum battaniyeyle yatıyorum ama sonra da bir bakıyorum ateşler basmaya başlıyor.
        Neyse gelelim bu haftanın keşif yazısına. Öncelikle bu yoğun zamanda postların günleri aksayabilir, o yüzden sizden şimdiden özür dilerim. Bu koşuşturma içinde evden çıkmaya vakit bulursam elbette ki yeni yerler yazacağım.
       Geçen hafta annemlerle Şile'ye kahvaltı yapmaya gidelim dedik. Açıkçası öyle bir nefes aldırdı ki bana burası anlatamam. Zaten birazdan fotoğraflardan görünce eminim sizin de içiniz açılacak. Yolun bir bölümünden sonra telefonlar filan çekmemeye başlıyor zaten tam kafa dinlemelik.
   
       Burası kuş bakışı Şile'nin sahili ve limana bakış, kale şu an restore ediliyormuş o yüzden  çıkamadık.



        
   Bizimkiler gitmeden önceki akşam araştırmışlar nerelere gidilir nerede ne yenir diye, gezinin son bölümünde babam Saklıgöl'ü görmeden gitmeyelim diye bizi izbe bir yola soktu. Yol demeye de bin şahit ister, telefonlar zaten çekmiyor radyo sinyalleri bizi kaderimize terk etmiş. Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete şeklinde ilerlerken annem, ben ve kardeşim artık burada bir şey yok görmüyor musun baba haydi geri dönelim derken tabelaları gördük ve birkaç kilometre daha ilerledikten sonra nihayet bulduk. Çok net söyleyebilirim ki arabadan inince buranın gerçekten İstanbul il sınırı içerisinde olduğuna inanamadım. Sakin, sessiz, huzurlu bir göl kenarı... Bisiklet parkuru da varmış. Ayrıca burada isterseniz kişi sayısına göre bir ücret ödeyerek kendin pişir kendin ye yapabilir, isterseniz de oradan hazır bir şeyler yiyebilirsiniz. Bizim karnımız tok olduğu için bir şey yemedik o yüzden bu konuda yorum yapamam.                                                                                                                                                        






        Geldik bir keşif yazısının sonuna. Ben ders notu çıkarmaya geri dönüyorum. Bu arada bu aralar canım acayip limonata istiyor ama katkılıdır diye dışardakileri almıyorum. Azıcık derman bulup yaparsam en kısa zamanda sizle de paylaşacağım.
      
       Günlerdir merakla beklediğiniz o haberi alacağınız bir hafta olsun,
       Görüşmek üzere...


15 Haziran 2015 Pazartesi

Palmiers (Milföy Kurabiyesi)


   
      Size desem ki sadece 2 malzemeyle kurabiye yapacaksınız, bana ne derdiniz ?
          Bu kurabiye hayatınızda yapacağınız en kolay kurabiye olabilir. Aslında kurabiye demek de ne derece doğru emin değilim. Çayın yanına atıştırmalık diyelim biz en iyisi buna. Milföy hamurunun her türlüsüne bayılırım. Gerek tatlı haline dönüştürülmüş tariflere gerekse 2 dk'da yapılan böreğine.
           Geçenlerde otururken canım tatlı bir şeyler istedi. Ama tembelliğimde bir o kadar üstümdeydi. Bir şeyler bulma umuduyla mutfağa gidip dolabı açtığımda yarım paket bir milföy hamuru buldum. Bu kurabiyeyi de daha önce yemiştim fakat hiç yapmamıştım, zaten yapmak aklımdaydı. Haydi bir deneyeyim dedim ve muhteşem bir sonuçla karşılaştım. Hiçbir tarife bağlı kalmadan yaptım. Zaten toplamda 2 malzeme var, şeker ve milföy istediğiniz kadar rahat davranabilirsiniz. 
          Gelelim nasıl yaptığıma, benim elimde 8 kare parça milföy hamuru vardı. Önce bu milföy hamurlarını yan yana koyup dikdörtgen bir hamur şeklini alacak biçimde merdaneyle açtım. Fırını 200 derecede ısıtmaya başladım. Daha sonra bir kasenin içerisine toz şeker koydum. Şeker miktarı size kalmış 1 kase bile bana fazla geldi. Tezgaha toz şeker serptim ve dikdörtgen açtığım hamuru üzerine koydum. Sonra hamurun içerisine de bolca toz şeker döktüm. Geldik en eğlenceli kısma, şimdi hamurun bir üst tarafından bir alt tarafından katlıyoruz. Yani tek yönlü bir rulo değil. Üsten ve alttan katlayarak rulomsu bir şekle getiriyoruz. Sonrasında bir yumurta sarısını iki kısmın ortada buluştuğu katlanma yerine sürüyoruz. (bir nevi yapıştırıcı gibi). Sonrasında da üst tarafı elimizle alt taraftaki şekli bozmadan bir araya getiriyoruz. Hamuru buzdolabında 15dk. bekletip, sonrasında 1.5 parmak aralıkla kesip şekli üst tarafta kalacak şekilde tepsiye diziyoruz ve altın sarısı bir renk alana kadar pişiriyoruz. İşte bu kadar basit ! Afiyet olsun :)
   

10 Haziran 2015 Çarşamba

Keşif: Kanaat Lokantası


   Merhaba,
      Bugün çarşamba, yani keşif yazısı günü. Emin olun bu hafta da keşif yazısında, gittiğiniz zaman yemeklerinden asla pişman olmayacağınıza garanti verebileceğim bir yer var. Üsküdar'daki "Kanaat Lokantası". Benim ilk gidişim. Sağ olsun yanınızdaki arkadaşlarınız yemeyi seven damak zevki iyi insanlar olunca böyle muhteşem şeyleri keşfedebiliyorsunuz.
      Gördüğünüz fotoğrafta Özbek Pilavı ve Çoban Kavurma var. İkisi de çok güzeldiii !
      Şimdi buranın nerede olduğuna gelecek olursak eğer, Üsküdar Ahmediye meydanından Bağlarbaşı'na çıkan yolun hemen başında. Yalnız size tavsiyem yağmurlu bir günde gitmeyin. Çünkü ya içeride mahsur kalabilirsiniz ya da dışarı çıkma cesareti gösterirseniz sular altında kalmış zorlu parkurlar adeta kendinizi Survivor'da hissettirebilir. (ikinci seçenek daha adrenalin dolu ve eğlenceli bu arada :)
       İşin latifesini bir kenara alırsak, Üsküdar'a yolunuz düşer ve lezzetli yemekler yemek isterseniz Kanaat Lokantasına bakmadan geçmeyin.

       Cuma günü görüşmek üzere,
       Hoşça kalın !
 
     
     

6 Haziran 2015 Cumartesi

Süper Pratik Enginarlı Buğday Salatası

 


     Haziran'a gelip daha bir türlü güneşi göremeyenlerin şehrinden merhaba,
          Belki güneşi göremedik belki babetlerimizi giyemedik belki saçımızı kurutmadan dışarı çıkamadık ama hayatıma bir yerden bir ferahlık getirmem gerekiyordu. O yüzden ben de geçtiğimiz iki hafta boyunca olduğunca sağlıklı beslenmeye çalıştım. Hatta dışarıda et yemedim.Tüm kebap yeme davetlerini içimden bir parça koparak bağrıma taş basıp reddettim. Okula saklama kaplarında sebze götürüp onu yedim, o da yetmedi arkadaşlarımla bir yere gittiğimizde çıkardım çıkınımın içinden enginarımı salatamı yedim. Maalesef çoğu restoranda sağlıklı beslenmeye dair en ufak bir yemek bulunmadığı için başka çarem yoktu. Veganları şu an çok iyi anlıyorum !
         İşte bu yukarıda gördüğünüz de evde ders çalışırken atıştırmalık şeyler yemek yerine kendime hazırladığım salatam. Tabii ki başrol enginarın. Benim gibi hassas bir karaciğeriniz varsa en iyi arkadaşlarınızdan biri oluyor. 
        Yukarıdaki karışım tamamen doğaçlama. İçerisine bir sürü şey konabilir. Ama ders arasında  markete gitmek istemediğim için elimin altında ne varsa onu koydum.
        Yaklaşık 1 su bardağı buğdayı güzelce haşlayın. Haşlandığını buğdayın iyice şişmesinden anlarsınız. Aynı şekilde 2 enginarı da düdüklü tencerede sert kalacak şekilde haşlayın, yumuşatmayın. Sonra buğdayları süzgece alıp üzerinden su gezdirin, yoksa yapış yapış olur tane tane olmaz. Kaseye koyduğunuz buğdayların üzerine enginarı, domatesi, salatalıkları doğrayın. Miktarı size kalmış. Haşlanmış mısır da koyabilirsiniz, ben salatada sevdiğim için koydum. Sonra da 1 limon sıkıp içerisine 1 yemek kaşığı nar ekşisi ve üzerlerini geçecek ölçüde zeytinyağını karıştırıp bu yaptığınız sosu da salataya dökün ve süper pratik salata hazır !
        Bu arada bu postu yazarken, Nouvelle Vague- Dance with Me dinledim, belki bakmak istersiniz.          
        Kendinize iyi bakın,
        Güneşli günlerde görüşmek üzere  
            
                                 

4 Haziran 2015 Perşembe

İkea Kalıp Merdanesi İncelemesi


         Merhaba, 
            Çok uzun zaman önce fotoğrafladığım ama bir türlü yayınlamaya fırsat bulamadığım bir post ile karşınızdayım. Özellikle blog yazmaya başladıktan sonra mutfak araç gereçleri alışverişi de yapar oldum. Hatta ders arasında yanımdaki arkadaşlarımı da sürükleyerek servis tabağı, kek kalıbı bakmaya gittiğim çok olmuştur ve bazen de aldığım o tabakları taşıyamadığım için eve kadar getiremeden kırdığım... (alışveriş yaparken cüssenize göre poşet taşıyın, kendi ağırlığınızın 2 katı poşet taşırsanız benim servis tabaklarımın yaşadığı hazin sonla karşılaşabilirsiniz)
           Benim haricimde annem de artık değişik gördüğü şeyleri blogta kullanmam için bana alır oldu. İşte bu yukarıda gördüğünüz merdane de annemin bana aldıklarından. İkea'ya uğradıysanız mutlaka bunu görmüşsünüzdür. Baştan söylüyorum daha almadıysanız hemen iki adım geriye gidin kafanızı başka yöne çevirin ve bu şeyin satıldığı reyondan arkanıza bile bakmadan uzaklaşın.
          Bu gördüğünüz merdanenin üzerinde farklı desenler var. Çam ağacı, kalp, yıldız ve çiçek gibi. Önce diyorsunuz ki çok pratik hamuru açarım bunu üzerinde gezdiririm ve hop kurabiyelerim şekillenir. İşte hayatta bazen her umduğunuz olmuyor maalesef. Önce size anlattığım gibi denedim. Olmadı ! Sonra her şekli tek tek hamurun üzerine bastırdım. Olmadı ! Hiçbir şekilde istediğim şekli çıkartamadım ve sonra senelerdir kullandığımız ve tabii ki de en sağlam ve sağlıklısı metal tekli kalıplarla hamuru kestim.
         Fiyatını bilmiyorum. Ama ucuz ya da pahalı olsun fark etmez. Bu merdanemsi şey boşa verilecek tek bir kuruşu bile hak etmiyor. Kısacası, bizımla değıl !

Bir sonraki postta görüşmek üzere,
Mutlu günler...

         

22 Mayıs 2015 Cuma

Kahveli Parfe

 
    Uzun zamandan sonra yeni bir tarifle merhaba,
          Öncelikle şunu söylemek istiyorum, bloguma gösterdiğiniz ilgiye çok teşekkür ederim. Sizden güzel yorumlar ve mailler aldıkça tekrar tekrar bu blogu iyi ki açmışım diyorum. Son günlerde havaların iyice ısınmasıyla Orman Meyveli Mozaik Pasta tarifimin okunurluğunun çok çok arttığını ve diğer sosyal medya hesaplarımda en çok bu tarifin yorum ve beğeni aldığını gördüm. Tarife burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz :) Ben de düşündüm ki artık yeni bir kolay hazırlanabilen soğuk tatlı tarifi paylaşmanın zamanı çoktan gelmiş. O yüzden bugünkü tarifi bizim yazlıkta şipşak yaptığımız "Kahveli Parfe" olarak seçtim.
       

      Dış yüzeyindeki çizgiler aynı mozaik pasta yapar gibi jelatin folyo içine koyup dolapta bekletmekten dolayı. Aslında bu parfeyi biz senelerdir piknik bisküvi ile yaparız. Ama artık piknik bisküviyi bulamıyorum, hiçbir yerde yok. Tamam dedim o yoksa şimdi adını hatırlamadığım kahveli siyahlı kaplı Eti'nin kakaolu kare bir bisküvisi vardı onunla yaparım. Yine aradım aradım o da yok. Ben de en son finger bisküviye kaldım. Pötibörle yapmayın bence çünkü o daha ince olduğu için içerisinde yok olur. 
    Bu tarifi yapmak yaklaşık 10 dk. sürüyor. İçerisinde mozaik pastada olduğu gibi yağ yok, yani daha da hafif. Bu sefer üzerine çikolata sosu dökmedim, sade bıraktım. Çünkü bu aralar çok çikolatalı bir şey yemek istemiyorum. Şimdi tarife geçelim, 
  



  Kahveli Parfe
     3 paket finger bisküvi
     2 paket krem şanti
     1.5 su bardağı soğuk süt
     2 yemek kaşığı nescafe
     2 yumurta sarısı
     5 yemek kaşığı şeker
    
             Toz krem şantiyi süt ile birlikte çırpın. Kıvam almaya başlayınca nescafeyi koyup çırpmaya devam edin. başka bir kapta yumurta sarısı ve şekeri de çırpın. Daha sonra yumurta sarılarını şantili karışıma ekleyip karıştırın. İçerisine bisküvileri kırın. Ve derin bir borcam veya kaba jelatin folyo serip karışımı içerisine dökün. derin dondurucuda 3-4 saat kadar bekletin. İsterseniz üzerine çikolata sosu dökerek servis edebilirsiniz. Afiyet Olsun.
       

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Keşif: Carluccio's


    Merhaba herkese,
        Ben bu keşif yazıları kısmını çok sevdim ve yazarken de çok keyif alıyorum. Umarım sizler de okurken benim gibi düşünüyorsunuzdur. Sizlere bu keşif yazılarını hazırlayacağımı duyurduğum zaman farklı fiyat aralıkları olan yerlere gideceğimi söylemiştim. Yani her hafta esnaf lokantasına yahut kaliteli mekanlara değil. Bunu olabildiğince eşit dağıtmaya çalışacağım.
       Bu hafta uğradığım yer "Carluccio's"du. Size hemen kısa bir bilgi vereyim. Ülkemizde de Bloomberg'te yayınlanan "2 Greedy İtalian" isimli bir televizyon programı vardı ve ben bu programın sıkı takipçisiydim. Sanırım izlemediğim bölümü kalmamıştır. Çünkü televizyonda denk gelemediklerimi internetten izliyordum. Neyse burada iki İtalyan aşçının İtalya'nın çeşitli yerlerini gezmeleri hatta bazen kendi doğup büyüdükleri yerlere giderek burada yaşadıkları maceralar ve spontane yaptıkları yemekler anlatılırdı. Ve o 2 greedy'nin bir tanesi Antonio Carluccio diğeri ise onun öğrencisi ve dünyanın en iyi aşçılarından Gennaro Contaldo'ydu. Bu arada şu anda aşçı deyince aklımızda beliren ilk kişi olan Jamie Oliver'ın da hocası Gennaro Contaldo'dur. Ve sık sık Jamie'nin programlarında birlikte yemek yaparlar, çok da komiktirler denk gelirseniz mutlaka izleyin.
       İşte böyle... Şimdi gelelim burada ne yediğime. Ben daha önce Tiramisu ve Piatto di Biscotti yemiştim ve çok memnun kalmıştım. Bu hafta ise daha önce burada yemediğim ve ahududu'yu görünce kendime engel olamadığım "Panna Cotta"yı denedim.


      Panna Cotta, İtalyanca pişirilmiş krema anlamına gelen bir tatlı. Kesinlikle ağır bir tatlı değil. Eğer sütlü tatlıları seviyorsanız bayıla bayıla yiyeceğiniz bir lezzet. Fakat "göğsümden ama kalbimi kalbimi kalbimi söküyor" kısmı hiç kuşkusuz o ahududu sosuydu. Çok net söylüyorum hayatımda yediğim en güzel meyve soslarından biriydi. Eğer benim gibi ekşi meyve sosu seviyorsanız kesinlikle bu tatlıyı yiyin, hatta yanınızda başka birilerini de getirin o insanlar da bu lezzetten faydalansın.                        
     Fiyatı ise hiç öyle gözünüzü korkutacak cinsten değil. Ayrıca çalışanlar çok güler yüzlü. Sert kahve içemediğimi söyleyince bana özel çok güzel bir kahve yaptırdılar. Carluccio's nerelerde var derseniz, Bağdat Caddesi'nde, Akasya'da, Kanyon'da ve Nişantaşı'nda bu güzel tatlının tadına bakabilirsiniz.

     Bir sonraki durakta görüşmek üzere,
     Hoşça kalın...

13 Mayıs 2015 Çarşamba

Keşif: Pide Sun

  Merhabalar,
     Bu haftaki keşif yazısında biraz ağzınızı sulandırabilirim, o yüzden şimdiden çok özür diliyorum :)   Geçtiğimiz pazar günü yolum bir pideciye düştü. Aslında hiç hesapta yokken Umutcan'ın daha önceki memnun kalışına da güvenerek ben de denemek istedim. Öncelikle şunu söyleyeyim, bu yazı bir övgü yazısı olacak çünkü aşırı güzel bir pide yedim !
      Benim öyle çok iştahlı bir insan olmadığımı ayrıca tabağımdakileri bitirebilmekte de pek başarılı sayılmadığımı biliyorsunuz artık. Ama ben buna rağmen aşağıda gördüğünüz pide tabağını tek başıma bitirdim. Yine olsa yine bitiririm öyle diyeyim size :)
 
               
                     

      Ben kavurmalı-kaşarlı olanından denedim. Sanırım gittiğiniz zaman gönül rahatlığıyla istediğiniz çeşidi deneyebilirsiniz, pişman olacağınızı düşünmüyorum. Fiyat konusunda da bence çok başarılıydı. Ne çok ucuz ne de çok pahalı.
      Bu pideci Moda Caddesinde. Hatta net yer tarifi olarak, Oyun Atölyesinin yan tarafındaki Migros'un sırasında. 3-4 dükkan yan tarafı cadde üstü.
      Yeri son derece ulaşılır, tadı çok lezzetli, fiyatları güzel... Ee daha ne olsun ?
     
        Bu cuma yeni bir tarifle görüşmek dileğiyle,
        Güzel sofralarda sevdiklerinizle keyifli vakit geçirin,
        Hoşça kalın :)

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Keşif: CoffeeBain



 Merhaba herkese,
     Bugün planladığım düzenli keşif yazılarının ilkiyle karşınızdayım. Açıkçası kafam biraz karışık. Size burada çok çok beğendiğim yerleri mi yazmam gerektiğini yoksa memnun kalmadığım yerleri de mi yazmalıyım bilmiyorum. Ben her ikisini de yazacağım.
     Dedim ki ilk keşif yazıma benim de daha önce gitmediğim ama gitmek istediğim bir yerle başlayayım böylece ben de sizinle birlikte keşfetmiş olurum. Ve böyle diyerek bir okul çıkışı Ece'yle birlikte çok yakınımızda yeni açılan ve dışarıdan gerçekten çok beğendiğimiz CoffeeBain'e gittik.
      Burası Nişantaşı'ndan Topağacına inen Işık Lisesinin bulunduğu caddede. Ulaşım açısından son derece rahat. CoffeeBain'i dış mekan dekorasyonundan hemen fark ediyorsunuz. Fazla büyük bir yer değil, özellikle öğle vakitlerinde giderseniz yer bulamayabilirsiniz. İç mekan tasarımı da çok hoş. Son zamanlarda böyle mekanların sıklıkla kullandığı ahşap objeler ve aynalarla bence çok sevimli bir yer oluşturulmuş.
     Şimdi gelelim fasülyenin faydalarına. Biz bu mekana tatlıyla bir şans vermek istedik. Ve tabi ki de tatlı deyince benim için diğerlerinden her zaman bir adım önde olan Magnolia'yı denedik.


       Benim magnolia yemek için gittiğim yer her zaman Cookshop'tır. Ve benim için oranın çıtası öyle yüksektir ki aşabilmeyi başarmak biraz zor. Ama her şeyi bir kenara bırakarak yazarsam eğer evet buradaki magnolia da güzeldi. Özellikle muhallebi kısmı daha kıvamlıydı ve şeker oranı daha azdı fakat yedikten sonra bir tane daha olsa yerim hissini vermedi bana. Sanırım tatlıya dair en beğendiğim yönü sunumu oldu. Kavanozlarda servis edilen şeyler bu aralar çok hoşuma gitmeye başladı. Fakat sona gelip bir fiyat- kalite değerlendirmesi yapacak olursak eğer, ben bir daha magnolia yemek için buraya geleceğimi düşünmüyorum. Evet kahve içmeye varım ama özellikle magnolia yemeye değil. Bence fiyatını hak etmiyordu. Yine de fırsat bulursam diğer tatlıları denemeye çalışacağım.
   
    Bir sonraki durakta görüşürüz !

4 Mayıs 2015 Pazartesi

Mutfakta Acemi Var'a Bahar Yeniliği

   Öncelikle "May The 4th Be With You" :)
       Böyle özel bir günde sizlere yeni haberlerim var. Bundan sonra haftada 2 gün yazı yayınlayacağım. Bunlardan biri her zamanki gibi tarif öteki ise keşif yazısı olacak. Daha tam belirlemedim ama muhtemelen çarşamba gibi düşünüyorum keşif yazılarının gününü. Şunu fark ettim ki İstanbul'un yeme içme mekanları açısından en bereketli topraklarında okuyorum ama sizlere gittiğim yerleri paylaşmıyorum. Tabi ki bu yazıları tek bir semt ile sınırlandırmayacağım ve farklı fiyat seçeneklerinden oluşan yazılar hazırlayacağım.


      Ve de eğer hayata geçirebilirsem yukarıdaki menü düğmelerinin olduğu yere bir de "Sağlıklı Yemekler" kısmı eklemeyi planlıyorum. Yemek adından anlaşıldığı üzere orada sadece tatlı ile sınırlı kalmayacağım ve tüm içeriği benim hazırladığım hafif yemekler paylaşacağım. Son olarak ise ara ara Alışveriş Yazıları okumaya başlayacaksınız. Kabul ediyorum alışveriş yapmak şu hayatta keyif aldığım şeylerin başında geliyor. Haftanın her günü alışverişe çıkabilirim. (Haydi itiraf edin bunu siz de seviyorsunuz, cool görünmenin lüzumu yok) Ben de mutfakla ilgili aldığım ürünleri fotoğraflayıp size de göstereceğim. Şimdi sıkı durun hayalime geliyorum, bunu paylaşsam mı bilmiyorum ama son günlerde iyice kafama taktım o yüzden söylemek istiyorum. Eğer tüm bu saydıklarımda başarılı olursam ve disiplinimi oturtabilirsem bir süre sonra bir Youtube kanalında sizlere merhaba diyor olabilirim :)) (Neyse buna heveslenmek için daha çok erken)
     Çok konuştum. Yapmak istediklerim şimdilik bu, umarım başarırım. Çünkü sizden o kadar güzel feedbackler alıyorum ki bu blogu böyle sıradan bir şekilde sürdürmek istemiyorum.
 
  Bakalım çarşamba günü ben nereyi keşfetmiş olacağım,
  Görüşmek dileğiyle.
 

23 Nisan 2015 Perşembe

Evde Kolay Hazırlanan Cappuccino

 Merhaba,
     Bu hafta biz İstanbullular ne kadar soğuk bir hafta yaşadık böyle ! Üstelik aynı gün içerisinde bazen güneş açtı, bazen yağmur yağdı ve bazen de fırtına çıktı. Anlaşılan yukarıda da işler karışık... İlginç olan ise benim ısrarla kalın kazaklarımı giymeyi reddetmem ve pantolonumun paçalarını kıvırmam :) Ama bu tek başıma verdiğim mücadelede kaybeden ben oldum, şu anda 23 Nisan tatilinden yararlanarak evde müthiş bir baş ağrısıyla hasta yatıyorum. Ama yat yat insanın canı sıkılıyor. Ben de sizinle hem biraz sohbet etmek hem de kendime hazırladığım kahveyi nasıl yaptığımı paylaşmak istedim.
 

      Siz de benim gibi hasta olunca kitap okuyamayanlardan mısınız yoksa ? Ben hastayken roman ya da derslerle alakalı bir şeyler okuyamıyorum. Olmuyor, odaklanamıyorum bir türlü. Bilmeyenleriniz varsa benim kendi dilimde en sevdiğim yazar İhsan Oktay Anar'dır. Kendine has öyle güzel bir üslubu ve anlatısı var ki ilk kez daha önce bitirdiğim bir kitabı daha sonra tekrar tekrar açıp okudum, ve o kitap da "Puslu Kıtalar Atlası"ydı. Yaklaşık 2.5 ay önce İlban Ertem bu kitabı çizgi roman haline dönüştürdü. Kitabın ilk sayfasını açar açmaz ne büyük bir emek verildiğini anlıyorsunuz. Yaşım genç olsa da çizgi roman dönemini kaçırsam da okumayı çok sevmişimdir, özellikle Zagor ve Red Kit favorimdir. Neyse ben de bu kitabı çıkar çıkmaz aldım ama sınavlardı ödevlerdi derken bir türlü tam okuyamadım. Ee zaten hastayım roman okuyamıyorum bari bunu bitireyim dedim, siz de mutlaka bakın. 
     
    Gelelim kahveye. Aslında çok basit bir işlemle her zaman hazırladığım kahveyi Cappuccino'ya çevirdim. Öncelikle sütsüz kahvemi hazırladım ve kupama koydum. Daha sonra bir sütlük cezvesinin içine yaklaşık bir kupaya yakın sütü koydum ve ısıttım. Yalnız kaynatmadım, üstü kaymak tutmadı. Daha sonra bunu ocaktan aldım ve bir el blenderıyla birkaç dakika köpürttüm ve metal bir kaşıkla bu köpüğü söndürmeden dıştan içe doğru birkaç kez karıştırdım ve yaptığım köpüğü kaşıkla kahvenin üzerine koydum. Daha sonra da tam kupanın ortasından kalan sütü ilave ettim. İşte evde Cappuccino yapmanın en pratik yöntemi. 
    
     Bundan sonra soğuk içecek tariflerimi paylaştığım günlerin bir an önce gelmesi dileğiyle,
     Mutlu ve sağlıklı haftalar,
     Görüşürüz ! 

16 Nisan 2015 Perşembe

Cevizli- Havuçlu Kek



       Uzun zamandan sonra tarif paylaştığım bir post hazırlamak inanın çok güzel. Geçen hafta biraz kaytardım itiraf ediyorum, mazur görün :) Bu hafta sizlere çok çok severek yediğim Starbucks'ın havuçlu kekinin tadına en yakın havuçlu kek tarifini paylaşacağım. Ama bence bu ondan da güzel oldu. Tarifi Kitchen in Red'den uyarladım. Açıkçası başta biraz çekinerek yaptım acaba yine o içi sert kalan klasik havuçlu keklerden mi olacak diye ama neyse ki umduğum gibi olmadı. Eğer havuçlu kek yapacaksınız her şeyiyle bu tarife kefilim.
       Lafı fazla uzatmadan hemen tarife geçiyorum,
       Görüşmek üzere, kendinize iyi bakın ...

Cevizli- Havuçlu Kek
 
       4 yumurta
       1 su bardağı sıvı yağ (tercihen zeytinyağ)
       2 su bardağı toz şeker
       1 paket vanilya
       1 paket kabartma tozu
       2 su bardağı un
       1/2 çay kaşığı tuz
       2 çay kaşığı tarçın
       5 adet rendelenmiş orta boy havuç
       1 su bardağı iri çekilmiş ceviz
 
             Fırınınızı 175 dereceye ayarlayın. Yumurtaları, şekeri ve sıvı yağı iyice kabarana kadar çırpın. Daha sonra elenmiş unu, tarçını, kabartma tozunu ve vanilyayı ekledikten sonra çırpmaya devam edin. En son havuçları ve cevizi ekleyip bir spatulayla karıştırın. Hsmuru yağlanmış büyük boy kare bir borcama koyup önceden ısıttığınız fırında yaklaşık 55 dk. pişirin. Afiyet Olsun !

5 Nisan 2015 Pazar

Kilo mu ? O da ne?

Merhaba,
     Yaklaşık 5 saat önce biten yds ile birlikte kocaman bir sınav haftasının sonuna geldim. Nihayet özgürüm! Bu koşuşturmaca sırasında mutfağa adım bile atamadım. Beni bu haftalık mazur göreceğinizi düşünüyorum. Yazı yazmadığım için kendimi öyle huzursuz hissediyorum ki anlatamam. O yüzden ben de sizlere senelerdir nasıl aynı kiloda kalmayı başarabildiğimi yazmak istedim. Bu bir diyet listesi asla değil ! Ve ben de bu konuda uzman değilim. Sadece kendimi bildim bileli bazen aksatsam da aşağıda bahsedeceklerimi hep uyguladım. Bunu bir marifetmiş gibi anlattığımı da sanmayın bu beni çok üzer. Ben sadece herkesin beni görünce "ne kadar zayıfsın" tepkisine karşılık onlara da anlattıklarımı sizlerle paylaşacağım.
     Öncelikle hayatımda hiçbir zaman tartıda 53'ten yukarı bir sayı görmedim. Ama hiçbir zaman da çıt kırıldım olmadım ve bacaklarım hiçbir dönemde kibrit çöpü gibi durmadı. Yani demek istediğim sağlıksız olarak zayıf olmadım. Peki ne yaptım da bu kiloyu korudum ?
    
1. Hayatınızdan büyük ölçüde ekmeği çıkartın !
   
      


                     

     Çocukluğumdan beri en sevdiğim alışkanlıklarımdan biri ekmek yememem. Bunun nedeni çok zor yemek yiyen iştahsız bir çocuk olmamdan geliyor. Annem ben küçükken "bırak ekmeğin kalsın sen yeter ki tabağındakini bitir" diye diye bana aslında çok büyük bir iyilik yaptı. Tabii ki de tamamen yemiyor değilim sabah kahvaltılarında ya da sandviç yerken ekmek yiyorum fakat yemek yanında ekmek yemiyorum. Mesela okuldan dışarı çıkacak zamanım olmadığında yemekhanede yemek yersem asla ekmek almam. Kepekliymiş çavdarlıymış öyle bir ayrım da yapmadım hiç. Ekmek ekmektir. Gün içinde size enerji verecek kadar bence yeterlidir. Fazlasını karnınızda yük etmenize gerek yok.

2. Hızlı yemek yemeyin ! 

               

        Ve geldik en büyük soruna, hayatın koşuşturmacası içinde 5 dk vakit bulduğumuzda bile hemen yemek yemeyi "aradan çıkarmak" istiyoruz. Bu çok yanlış ! Ben eğer oturup yemek yemeğe vaktim yoksa o aralarda kuru yemiş ya da kepekli bisküvilerden yiyerek açlığımı biraz olsun dindiriyorum. Ve sonrasında vaktim olunca düzgün bir yemek yiyorum, koşuşturmadan acele etmeden.
        Fakat bazılarımızın da yemek masasına oturmasıyla kalkması bir oluyor. Çiğnemeden yutuyorlar. Bence bu yemeğe yapılan da bir haksızlık. Yahu bir otur bir çiğne tadını kokusunu hisset. Ama yok Agop'un kazı gibi yiyorlar. Ee tabii sen dikkat etmezsen vücudun da seni bir yere kadar düşünür. Yani böylece o yediğiniz baklavalar börekler düzgün çiğnenmemiş her lokmada hoop göbekte boş buldukları yerlere transit geçiş yaparlar.
         Bu arada yeri gelmişken Friends'ten bir sahne geldi gözümün önüne siz de muhtemelen hatırlarsınız. (aramızda hala Friends izlemeyen birileri mi var yoksa?)
 

4. Yemek Düzenini Oturt !
   
 
 

      Sağlıklı bir hayatın ön koşulu düzenli yaşamak. Bunu artık hepimiz biliyoruz. Bir alışkanlık kazanmak için min. 21 gün gerekiyor. Yani 21 gün boyunca düzenli yaptığınız şeyleri beyniniz rutin haline dönüştürüyor. Bu yüzden bu süre boyunca yemek vakitlerinizi aksatmamaya özen gösterin. Öğün atlamamaya çalışın ve aralarda bir meyveyle, yoğurtla ya da küçük atıştırmalıklarla kan şekerinizi dengeleyin. Akşam yemeğini düzene koyduktan sonra eminim ki kilo almanın en sinsi saati gece yemek yeme alışkanlıklarınız son bulmaya başlayacaktır. Tabii ki akşam yemeğinde de çok ağır şeyler yemeyin ve bence pilav makarna gibi kan şekerinizi birden yükselten ama sonrasında da çabucak düşüren böylece acıkmanıza sebep olan yemekleri olabildiğince az tüketin.

5. Tabağınızdakiyle mutlu olun, fazlasında gözünüz olmasın !
                     
  
       

     "Ne var canım iki tabak yemek yedim sadece" haydi bu cümleyle vedalaşın. Yemeklerinizi porsiyon halinde tek tabakta toplayın. Böylece gözünüze çok görünür yani önce gözünüz doyar. Sonrasında da yavaş yavaş yiyin ki çeneniz yorulsun ve fazlasını alıp yemeye haliniz kalmasın.

6. Harekette Bereket Harekette Bereket !
                        


      Biliyorsunuz ben okula gitmek için vapur kullanıyorum. Bu seneye kadar her gün evden iskeleye yürüyordum, alışverişe ya da gezmeye çıkacağım zaman hep yürürdüm. Ama artık metro kullanmam gerekiyor ve bu sefer de evden metroya yürüyorum. Çoğu zaman yürüyen merdiven o kadar kalabalık oluyor ki o metrodaki göklere uzanan merdivenden çıkıyorum. Bununla da bitmiyor okuldan Beşiktaş'a yürüyorum yağmur çamur demeden. Yani işin özü "hareket ediyorum". Eğer siz bir spor salonuna kayıtlıysanız bu çok daha güzel. Ama sonuç olarak her şey sizde başlayıp sizde bitiyor.

      Bunlar benim herkes tarafından bilinen günlük olarak uymaya çalıştığım rutinlerim. Bende işe yaramıyor ya da aman hep aynı şeyler demeyin. Eğer uzun vadede bu düzene alışırsanız mutlaka ideal kilonuzu koruyabilirsiniz.
     Bu arada aşağıda Teremyağ'ın bir reklamı mevcut. Ben gerektiği zaman tereyağ kullanan biriyim fakat her zaman dolabınızda bulunmayabilir. O zamanlarda Teremyağ kendisinin alternatif olduğunu iddia ediyor. Bence siz de bir şans verin.

28 Mart 2015 Cumartesi

Dereotlu Peynirli Anne Poğaçası

Merhaba; bu gün size bu tarifle beraber lezzet sırrımı da açıklıyorum; mutfağa aşık olan yemeyi de yedirmeyi de çok seven her mutfak sevdalısının sırları vardır, öyle değil mi? Kimileri sırını kendine saklar kimileri de paylaşır, ben paylaşanlardanım :)

Hazır mısınız? #benimlezzetsırrım Teremyağ Gurme Kaymaklı. Teremyağ Gurme Kaymaklı’nın sırrı lezzetinde saklı. Bu sır nereden mi geliyor? Meraklı sesleri duyar gibiyim. Mutfakların hamarat hanımları yemeklerinin lezzetine lezzet katmak için yağ ile birlikte kaymak kullanırmış. Bu sır şimdi Teremyağ Gurme Kaymaklı ile kıskanılacak lezzetler yaratmak için tüm hanımların mutfaklarında:)

Tadanlara daha yok mu dedirtecek, tarifi çok ama çok merak edilecek bir tarif paylaşıyorum. Sizlerle bugün. Tabi sırrı Teremyağ Gurme Kaymaklı’da ;)

Sizde Teremyağ Gurme Kaymaklı ile harika lezzetler denemek istiyorsanız benim sık sık ziyaret ettiğim  Facebook sayfasından ayrıca  iyi yemeğin sırrı adlı web adresinden nefis lezzetlere ve harika tariflere ulaşabilirsiniz, ayrıca Instagram'dan da takip edebilirsiniz.

Gelelim tadına doyulmayan Dereotlu Peynirli Anne Poğaçası tarifine,

Dereotlu Peynirli Anne Poğaçası İçin Gerekli Malzemeler

•    6 yemek kaşığı (200gram) Teremyağ Gurme Kaymaklı
•    2 adet yumurta (bir yumurtanın sarısı üzerine sürmek için ayırın)
•    1 çay bardağı yoğurt (100 gram)
•    1 adet kabartma tozu
•    2 yemek kaşığı sirke
•    1 çay kaşığı tuz
•    5 su bardağı un (600 gram)
•    Yarım demet dereotu incecik doğranmış olmalı
•    İçi için 200 gram beyaz peynir
•    Üzeri için çörek otu

Dereotlu Peynirli Anne Poğaçası Tarifi

Dereotlu Peynirli Anne Poğaçası Nasıl Yapılır?

    Teremyağ Gurme Kaymaklı’yı hamur yoğurma kabına alalım üzerine sırasıyla 1 yumurtanın sarısı, 2 yumurtanın beyazını koyalım. Ayrıca üzerine ince doğradığımız dereotu ve tuzu ekleyelim. 
•    Başka bir kaseye un ve kabartma tozunu eleyerek unun havalanmasını sağlayalım. un ve kabartma tozu karışımına Teremyağ  Gurme Kaymaklı ile diğer malzemeleri ekleyip kulak memesi yumuşaklığında bir hamur elde edelim. Yoğurulan hamuru 15 dakika boyunca dolapta dinlendirelim.
•    Hamuru dinlendirdikten sonra istediğimiz büyüklükte parçalar koparıp hamuru avucumuzun büyüklüğünde açalım, ortasına beyaz peyniri koyup uçlarını ortada birleştirelim. Pişirme kağıdı serdiğimiz tepsiye ek yerleri alta gelecek şekilde yuvarlayarak yerleştirelim.
•    Üzerine yumurta sarısını fırça yardımıyla sürerek çörek otu serpelim 190 dereceye ayarlanmış önceden ısıtılmış fırında üzerleri kızarana kadar pişirelim.

Afiyet Olsun..

Bu içerik http://www.seviminaskanasi.com/ tarafından hazırlanmıştır. 

 

 

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

27 Mart 2015 Cuma

Allegro Zenzero (Zencefilli Kurabiye)


       Merhaba,
           Bugünkü yazımda benim mutfağa girmeye başladığım zamanlardan beri yaptığım bir kurabiye tarifini okuyacaksınız. Bu tarifi kaç kez yaptım bilmiyorum. Ama bu sene sizin için farklı tarifler deneyeyim derken bu kurabiyeyi biraz ihmal etmiştim.
           Tarifi nereden almıştım inanın hatırlamıyorum. Tarifin adını google'ladığım zaman bir şey bulamadım o yüzden %90 yabancı bir yemek kitabından not aldım. Bu arada tarifin çevirisi "Neşeli Zencefil" :)
           Bu kurabiye özellikle kışın çayın yanına çok güzel oluyor. Bal gibi tatlı değil. Zencefil Adamların üzerine isterseniz gıda boyası kullanarak kaş göz çizebilirsiniz ama ben böyle doğal halini daha çok seviyorum.
           İtalyan bir kurabiyenin yanına size geleneği sürdürüp bir de bununla bağlantılı bir film önereyim o zaman. Fakat iki film arasında kararsız kaldım. Biri hepinizin izlemiş olduğunu tahmin ettiğim masalsı anlatımıyla ve öyküsünün sıcaklığıyla benim en sevdiğim filmlerden biri olan Roberto Benigni'nin "La Vita e Bella" (Hayat Güzeldir) filmi, diğeri ise bugün dünyada çekilen her filmde izlerine rastlayabileceğiniz bir akım olan ve günlük yaşamdan insanların ilk kez filmlerde konu edilmeye başlandığı İtalyan Yeni Gerçekçi akımının en kült filmi "Ladri di Biciclette" (Bisiklet Hırsızları).
           Şimdi gelelim önümüzdeki cumaya. Bu hafta benim vize haftam ve ertesi hafta sonu baş belam yds var. Bir ara bulup bir şeyler yapmaya çalışacağım ya da bir keşif yazısı hazırlayacağım. Bana bu sınavlarda şans dileyin, özellikle yds'de !
         
          Güzel bir hafta geçirmeniz dileğiyle, hoşça kalın...

Allegro Zenzero
   
    100 gr. tereyağ
    1 çay bardağı sıvı yağ
    2 yumurta
    2 tatlı kaşığı tarçın
    2 çay kaşığı toz zencefil
    4 kahve fincanı pudra şekeri
    3 su bardağı un
    Yarım paket kabartma tozu

           Fırınınızı 190 dereceye ayarlayın. Tereyağ, sıvı yağ, yumurta, zencefil ve tarçını bir karıştırma kabına alıp karıştırın. Daha sonra kalan kuru malzemeleri de ilave edip yoğurun. Unlamış olduğunuz tezgaha hamurunuzu koyup 1-2 cm kalınlığında açın. Kurabiye kalıplarınızla kesip yağlı kağıt serilmiş tepsiye dizin ve üzeri hafif esmerleşene kadar pişirin. (Hamuru hazırladıktan sonra 1 gece buzdolabında bekletirseniz çok daha güzel oluyor.) Afiyet olsun. !


  

20 Mart 2015 Cuma

Okul Çantamda Ne Var ?


       Mutlu Cumalar,
          Geçen hafta internetimde yaşadığım aksaklık nedeniyle bir türlü yazı yayınlayamadım. Bugün ise sizlere tarif ve keşif postları dışında farklı bir yazı hazırlamak istedim. Bu haftanın yazısı okul çantamda ne olduğu. Bu son zamanlarda bloglarda çokça okuduğum ve youtube'da izlediğim bir konu. Tabii ki sizlere anahtarımdan makyaj çantama kadar ne taşıdığımı teker teker göstermeyeceğim, çünkü bu benim konumun dışında :) Benim sizlere fotoğrafladıklarım çantamda her zaman taşıdığım küçük atıştırmalıklar.
        Kan şekeri çok çabuk düşen biriyim. Hele ki öğün aralarında bir şey yemezsem ve öğün atlarsam hemen kalbim çarpmaya başlar, gözlerim kararır ve başım döner. Lise sondayken bile annemi arayıp gelip beni alır mısın dediğim çok olmuştur. Ama insan üniversitede olunca (ee artık büyüdük bizim de bir gururumuz var:) öyle her başı döndüğünde anne gel beni al diyemiyor. O zaman ne yapıyorsunuz benim gibi kocaman bir çanta kullanmak zorunda kalıyorsunuz. İçine de seferberlik ilan edilse ve hareket edemez durumda kalsanız bile üç gün yetecek bozulmayan yiyecekler koyuyorsunuz.
       Çanta konusuna geri dönersek hep o küçücük yandan asılan çantaları takıp tıkır tıkır okula gelenlere şaşıp bakmışımdır. Benim o çantalara cüzdanım bile sığmıyor ! Ben genelde Tommy'nin çantalarını seviyorum çünkü benim pılımı pırtımı ondan başkası toplamıyor. Ve eğer benim gibi okula giderken spor giyinmeyi seviyorsanız mutlaka o çantalara bakın çok da sağlam. Bu sene sırt çantası kullanmaya başladım. Sırt çantası dediysem de yine o sevimli çantalardan değil, bildiğiniz sırt destekli dağcı çantası. Nasıl göründüğü umurumda değil çünkü acayip rahat ve kullanışlı. Neyse gelelim çantamın vazgeçilmezlerine,
     
           1- Mug
              Bütün gününüz okulda geçiyorsa ve dersten derse koşmaktan kantine gidip çay- kahve alacak vaktiniz yoksa bunlardan bir tane mutlaka edinin. Benimkini yanlış hatırlamıyorsam esse'den almıştım. Rengi benim en sevdiğim renk ve tutmak için ekstra bir yeri olması dolayısıyla ben kendi termosumu çok seviyorum. İçindeki çayı ortalama 2 saat aynı sıcaklığa yakın muhafaza ediyor. Fakat fotoğraftan da göreceğiniz gibi yıkana yıkana artık aşınmaya başladı. Alternatif bakmam gerekirse Starbucks'ın bu seneki termoslarına bayıldım. Özellikle tamamen toz pembe olanıyla her gidip gelişimde bakışıyoruz, her an bir çılgınlık yapıp alabilirim.



       2- Kuru Yemiş
             Kuru yemişler benim hayat kurtarıcım. Bisküviler gibi çantada fazla yer kaplamıyor. Derslerde bile çok acıktığınızda hocaya pek çaktırmadan hem yiyip hem ders dinleyebiliyorsunuz. Üstelik bundan daha doğal ve katkısız bir atıştırmalık bence yok. Şu anda çantamda ceviz, fındık, tuzsuz kaju ve elma kurusu karışımı var. Benim favorim "elma kurusu". Elma demişken, bazı süpermarketlerin organik ürünler reyonunda "Elma Cipsi" diye bir şey satılıyor. Kesinlikle ama kesinlikle alın. Ben genelde okula giderken alıyorum ve hemen bitirdiğim için çantamda pek daimi kalamıyor.

       

         3- Kepekli Bisküvi
              Bu da benim olmazsa olmazım. Kilo verme gibi bir amacım yok fakat uzun süre tok olmamı sağlıyor. İçerisinde diğerlerine oranla yağ bulunmadığı için ayrıca seviyorum. Fakat o üzeri çikolata kaplı filan olanlar değil direkt kepekli bisküvi alıyorum. Çantamda şu anda Altınbaşak var, Eti Form'un benzer bisküvisi ile dönüşümlü oluyorlar genelde. Fakat bir tercih yapmam gerekirse ben Altınbaşak'ı daha çok seviyorum. 


          4- Dostluk Maması
              Hep kendi yediklerimden bahsettim. Bunlar da kedi ve köpekler için çantamda bulunanlar. Öncelikle söylemem gerekirse özellikle kedilerden aşırı derecede korkuyorum. Hatta bir gün elimde mama olduğunu görünce üzerime atlamak istedi o anda mamayı fırlatıp kaçtım, öyle böyle bir korku değil :) Ona rağmen yine de yanımdan bu paketleri ayırmıyorum.




10 Mart 2015 Salı

Elmalı- Yulaflı Cookie

 
 


        Sanırım çikolatadan sonra bir kurabiyeye yakıştırdığım en güzel tat elma ve tarçın ikilisi. Kokunun gücüne fazlasıyla inanan biri olarak daha yemeden bile fırından gelen o tarçın kokusu bütün negatif enerjimi pozitife çeviriyor. Bugünkü tarif de elma ve tarçından oluşan son derece sağlıklı bir kurabiye, tabii ki içerisinde yulaf da var. Yapımında şu ana kadar blogta ilk kez bir tarifin içerisine koyduğum pekmez kullandım. Daha da yaygın olarak kullanacağım artık.
        Hep söylediğim gibi, burayı sadece tarif yazmam gereken bir yer olarak görmüyorum. Sizleri yaşadıklarıma da yemek dışında uğraştığım diğer uğraşlara da ortak etmek istiyorum. Çünkü istiyorum ki siz benim blogumu seçip okumak için vakit ayırıyorsanız burada farklı şeyler görün. Bana ayırdığınız o vakitte belki daha önce dinlemediğiniz bir müzik dinleyin, yeni bir tat keşfedin. İnanıyorum ki birbirimize ilham verirsek belki çevremizde yaşanan onlarca kötülüğe karşı birlik olabiliriz. 
        Ben jazz müziği hep sevdim. Ortaya çıkış nedeninden midir yahut sonrasında gelecek olan türlere güçlü bir temel oluşturduğundan mıdır bilemiyorum. Ama bildiğim şey beni hangi durumda olursam olayım bulunduğum yerden uzaklaştırdı, rahatlattı. Yani görevini yerine fazlasıyla getirdi. Elmalı Kurabiyemi yerken siz de bulunduğunuz yerden uzaklaşma ihtiyacı hissederseniz eğer aşağıdaki Bill Evans'ın "Like Someone in Love"ını dinleyin.

     Cuma günü tekrar görüşmek dileğiyle,
     Kendinize iyi bakın.
     

  Elmalı Cookie

     100 gr. yulaf
     90 gr. un
     1+1/2 çay kaşığı kabartma tozu
     2 çay kaşığı tarçın
     1/2 çay kaşığı tuz
     1 paket vanilya
     1 yumurta
     2 yemek kaşığı tereyağ
     110 ml. pekmez
     1 elma

             Fırını 160 derecede önceden ısıtın. Geniş bir kaba yulafı, unu, kabartma tozunu, tarçını, vanilyayı ve tuzu koyup karıştırın. Ayrı bir kapta yumurtayı, erimiş tereyağını ve pekmezi karıştırın. Daha sonra bunu yulaflı kuru karşıma ekleyip karıştırın. Elmayı soyun ve ufak ufak küp şeklinde doğrayın sonrasında elmaları da karışıma ekleyip karıştırın. Harcı buzdolabında 20dk kadar bekletin. Ve yağlı kağıt serilmiş tepsiye harçtan bir yemek kaşığı kadar alarak aralıklarla dizin. Fırında 13-15 dk. pişirdikten sonra dinlendirin ve servis edin. İsterseniz sunum yaparken benim yaptığım gibi üzerine erimiş çikolata gezdirebilirsiniz. Afiyet Olsun ! 
        
                              
  

6 Mart 2015 Cuma

Granola Temel Tarif



         Günaydın,
       Bugün sizlere çok uzun zamandan beri yayınlamayı istediğim bir tarifi paylaşıyorum. Öncelikle bu sıra özellikle yemek aralarında yediklerime biraz dikkat edeyim dedim, bir önceki postta nedenini anlatmıştım. Ve durum böyle olunca ben de kendime sağlıklı ve lezzetli atıştırmalıklar hazırlamaya başladım. Bu atıştırmalıkların temel malzemesi aslında ülkemizde pek yiyecekten sayılmayan "yulaf". Yulaf bu yanlış düşüncelerin aksine vücuda son derece yararlı bir besin. Aklıma gelen ilk faydaları : bağışıklık sistemini arttırır, yulaf yediğiniz zaman kan şekeriniz ani çıkıp yükselmez ve kan şekerinizi dengeler, uzun süre tokluk hissi verir, yüksek oranda lifli bir gıda olduğu için bağırsaklarınıza da faydalıdır.  
       Benim bu tarifim en temel granola tarifi. Genelde granolanın içerisine meyveler veya ceviz, fındık gibi kuruyemişler de eklenir. Fakat ben onları yerken eklemeyi daha çok seviyorum.
       Peki bu granolayı nasıl yediğime gelecek olursak, ben genelde sütle yemeyi tercih ediyorum. Veya bir kase yoğurda da ekleyip yiyebilirsiniz ve o zaman üzerine elinizde bulunan kuru ya da taze meyveleri doğramanızı öneriyorum, çok daha besleyici olur.
       Bir sonraki yazımda yine yulaflı tarifler olacak, eğer derslerden ve okuldan vakit bulursam cuma gününe bırakmadan yulafla hazırlayacağınız kolay atıştırmalıklar yayınlamak istiyorum. Ama yetişmezse ben her koşulda cuma günü yine buradayım.
   
       Sağlıklı ve mutlu haftalar !

   GRANOLA

    2 su bardağı yulaf
    2 yemek kaşığı şeker (tercihen esmer şeker)
    1 çay kaşığı tarçın
    1 paket vanilya
    1/2 çay kaşığı deniz tuzu
    4 yemek kaşığı bal
    3 yemek kaşığı zeytin yağı
       
          Fırınıızı 150 dereceye getirip önceden ısıtın ve fırın tepsisine yağlı kağıt koyun. Geniş bir kaba baştaki 5 kuru malzemeyi koyup karıştırın. Ayrı bir kapta bal ve zeytin yağını karıştırıp sonrasında yulaflı karışımın üzerine yayarak dökün. İki yemek kaşığından yardım alarak tıpkı salata karıştırıyormuş gibi bütün malzemeler yulafla karışana kadar karıştırın. Daha sonra bu karışımı çok ince bir tabaka halinde olacak şekilde yağlı kağıt serilmiş tepsiye yayın ve fırına koyun. 15 dk. piştikten sonra çıkarıp alt-üst yapın ve tekrar fırına verin 15dk. daha bekletin. Toplamda yarım saat sonra granolanız hazır olacak. Afiyet Olsun !