21 Haziran 2015 Pazar

Keşif: Şile


    Merhabalar herkese,
       "Yorgunum dostlarım yorgunum artık vefasız yıllara dargınım artık" diyerek yazıma başlamak istiyorum çünkü içinde bulunduğum durumu en iyi bu şarkı özetliyor. Sizlere ilk söylemem gereken şey, kepimi attım artık resmen mezunum ! Aman da yıllar ne çabuk geçiyor aman efendim daha öss testi çözüyordum bugün ne çabuk mezun oldum lakırtılarına girmeyeceğim. Nedeni ise, mezun olan insanlar şu sıralarda muhtemelen kendilerine iş bakıyorlardır ama ben yine ders çalışıyorum. Bu sefer de master mülakatlarına hazırlanıyorum. Siz burada benim ders ve okul cümlelerimi duymaktan bıktınız, ya ben ne yapayım ? Bir de üzerine 1 haftadır geçmeyen halsizlik ve üşütme eklendi. Kolumu kaldırasım yok. Menopozlu teyzeler gibi bir üşüyorum battaniyeyle yatıyorum ama sonra da bir bakıyorum ateşler basmaya başlıyor.
        Neyse gelelim bu haftanın keşif yazısına. Öncelikle bu yoğun zamanda postların günleri aksayabilir, o yüzden sizden şimdiden özür dilerim. Bu koşuşturma içinde evden çıkmaya vakit bulursam elbette ki yeni yerler yazacağım.
       Geçen hafta annemlerle Şile'ye kahvaltı yapmaya gidelim dedik. Açıkçası öyle bir nefes aldırdı ki bana burası anlatamam. Zaten birazdan fotoğraflardan görünce eminim sizin de içiniz açılacak. Yolun bir bölümünden sonra telefonlar filan çekmemeye başlıyor zaten tam kafa dinlemelik.
   
       Burası kuş bakışı Şile'nin sahili ve limana bakış, kale şu an restore ediliyormuş o yüzden  çıkamadık.



        
   Bizimkiler gitmeden önceki akşam araştırmışlar nerelere gidilir nerede ne yenir diye, gezinin son bölümünde babam Saklıgöl'ü görmeden gitmeyelim diye bizi izbe bir yola soktu. Yol demeye de bin şahit ister, telefonlar zaten çekmiyor radyo sinyalleri bizi kaderimize terk etmiş. Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete şeklinde ilerlerken annem, ben ve kardeşim artık burada bir şey yok görmüyor musun baba haydi geri dönelim derken tabelaları gördük ve birkaç kilometre daha ilerledikten sonra nihayet bulduk. Çok net söyleyebilirim ki arabadan inince buranın gerçekten İstanbul il sınırı içerisinde olduğuna inanamadım. Sakin, sessiz, huzurlu bir göl kenarı... Bisiklet parkuru da varmış. Ayrıca burada isterseniz kişi sayısına göre bir ücret ödeyerek kendin pişir kendin ye yapabilir, isterseniz de oradan hazır bir şeyler yiyebilirsiniz. Bizim karnımız tok olduğu için bir şey yemedik o yüzden bu konuda yorum yapamam.                                                                                                                                                        






        Geldik bir keşif yazısının sonuna. Ben ders notu çıkarmaya geri dönüyorum. Bu arada bu aralar canım acayip limonata istiyor ama katkılıdır diye dışardakileri almıyorum. Azıcık derman bulup yaparsam en kısa zamanda sizle de paylaşacağım.
      
       Günlerdir merakla beklediğiniz o haberi alacağınız bir hafta olsun,
       Görüşmek üzere...


15 Haziran 2015 Pazartesi

Palmiers (Milföy Kurabiyesi)


   
      Size desem ki sadece 2 malzemeyle kurabiye yapacaksınız, bana ne derdiniz ?
          Bu kurabiye hayatınızda yapacağınız en kolay kurabiye olabilir. Aslında kurabiye demek de ne derece doğru emin değilim. Çayın yanına atıştırmalık diyelim biz en iyisi buna. Milföy hamurunun her türlüsüne bayılırım. Gerek tatlı haline dönüştürülmüş tariflere gerekse 2 dk'da yapılan böreğine.
           Geçenlerde otururken canım tatlı bir şeyler istedi. Ama tembelliğimde bir o kadar üstümdeydi. Bir şeyler bulma umuduyla mutfağa gidip dolabı açtığımda yarım paket bir milföy hamuru buldum. Bu kurabiyeyi de daha önce yemiştim fakat hiç yapmamıştım, zaten yapmak aklımdaydı. Haydi bir deneyeyim dedim ve muhteşem bir sonuçla karşılaştım. Hiçbir tarife bağlı kalmadan yaptım. Zaten toplamda 2 malzeme var, şeker ve milföy istediğiniz kadar rahat davranabilirsiniz. 
          Gelelim nasıl yaptığıma, benim elimde 8 kare parça milföy hamuru vardı. Önce bu milföy hamurlarını yan yana koyup dikdörtgen bir hamur şeklini alacak biçimde merdaneyle açtım. Fırını 200 derecede ısıtmaya başladım. Daha sonra bir kasenin içerisine toz şeker koydum. Şeker miktarı size kalmış 1 kase bile bana fazla geldi. Tezgaha toz şeker serptim ve dikdörtgen açtığım hamuru üzerine koydum. Sonra hamurun içerisine de bolca toz şeker döktüm. Geldik en eğlenceli kısma, şimdi hamurun bir üst tarafından bir alt tarafından katlıyoruz. Yani tek yönlü bir rulo değil. Üsten ve alttan katlayarak rulomsu bir şekle getiriyoruz. Sonrasında bir yumurta sarısını iki kısmın ortada buluştuğu katlanma yerine sürüyoruz. (bir nevi yapıştırıcı gibi). Sonrasında da üst tarafı elimizle alt taraftaki şekli bozmadan bir araya getiriyoruz. Hamuru buzdolabında 15dk. bekletip, sonrasında 1.5 parmak aralıkla kesip şekli üst tarafta kalacak şekilde tepsiye diziyoruz ve altın sarısı bir renk alana kadar pişiriyoruz. İşte bu kadar basit ! Afiyet olsun :)
   

10 Haziran 2015 Çarşamba

Keşif: Kanaat Lokantası


   Merhaba,
      Bugün çarşamba, yani keşif yazısı günü. Emin olun bu hafta da keşif yazısında, gittiğiniz zaman yemeklerinden asla pişman olmayacağınıza garanti verebileceğim bir yer var. Üsküdar'daki "Kanaat Lokantası". Benim ilk gidişim. Sağ olsun yanınızdaki arkadaşlarınız yemeyi seven damak zevki iyi insanlar olunca böyle muhteşem şeyleri keşfedebiliyorsunuz.
      Gördüğünüz fotoğrafta Özbek Pilavı ve Çoban Kavurma var. İkisi de çok güzeldiii !
      Şimdi buranın nerede olduğuna gelecek olursak eğer, Üsküdar Ahmediye meydanından Bağlarbaşı'na çıkan yolun hemen başında. Yalnız size tavsiyem yağmurlu bir günde gitmeyin. Çünkü ya içeride mahsur kalabilirsiniz ya da dışarı çıkma cesareti gösterirseniz sular altında kalmış zorlu parkurlar adeta kendinizi Survivor'da hissettirebilir. (ikinci seçenek daha adrenalin dolu ve eğlenceli bu arada :)
       İşin latifesini bir kenara alırsak, Üsküdar'a yolunuz düşer ve lezzetli yemekler yemek isterseniz Kanaat Lokantasına bakmadan geçmeyin.

       Cuma günü görüşmek üzere,
       Hoşça kalın !
 
     
     

6 Haziran 2015 Cumartesi

Süper Pratik Enginarlı Buğday Salatası

 


     Haziran'a gelip daha bir türlü güneşi göremeyenlerin şehrinden merhaba,
          Belki güneşi göremedik belki babetlerimizi giyemedik belki saçımızı kurutmadan dışarı çıkamadık ama hayatıma bir yerden bir ferahlık getirmem gerekiyordu. O yüzden ben de geçtiğimiz iki hafta boyunca olduğunca sağlıklı beslenmeye çalıştım. Hatta dışarıda et yemedim.Tüm kebap yeme davetlerini içimden bir parça koparak bağrıma taş basıp reddettim. Okula saklama kaplarında sebze götürüp onu yedim, o da yetmedi arkadaşlarımla bir yere gittiğimizde çıkardım çıkınımın içinden enginarımı salatamı yedim. Maalesef çoğu restoranda sağlıklı beslenmeye dair en ufak bir yemek bulunmadığı için başka çarem yoktu. Veganları şu an çok iyi anlıyorum !
         İşte bu yukarıda gördüğünüz de evde ders çalışırken atıştırmalık şeyler yemek yerine kendime hazırladığım salatam. Tabii ki başrol enginarın. Benim gibi hassas bir karaciğeriniz varsa en iyi arkadaşlarınızdan biri oluyor. 
        Yukarıdaki karışım tamamen doğaçlama. İçerisine bir sürü şey konabilir. Ama ders arasında  markete gitmek istemediğim için elimin altında ne varsa onu koydum.
        Yaklaşık 1 su bardağı buğdayı güzelce haşlayın. Haşlandığını buğdayın iyice şişmesinden anlarsınız. Aynı şekilde 2 enginarı da düdüklü tencerede sert kalacak şekilde haşlayın, yumuşatmayın. Sonra buğdayları süzgece alıp üzerinden su gezdirin, yoksa yapış yapış olur tane tane olmaz. Kaseye koyduğunuz buğdayların üzerine enginarı, domatesi, salatalıkları doğrayın. Miktarı size kalmış. Haşlanmış mısır da koyabilirsiniz, ben salatada sevdiğim için koydum. Sonra da 1 limon sıkıp içerisine 1 yemek kaşığı nar ekşisi ve üzerlerini geçecek ölçüde zeytinyağını karıştırıp bu yaptığınız sosu da salataya dökün ve süper pratik salata hazır !
        Bu arada bu postu yazarken, Nouvelle Vague- Dance with Me dinledim, belki bakmak istersiniz.          
        Kendinize iyi bakın,
        Güneşli günlerde görüşmek üzere  
            
                                 

4 Haziran 2015 Perşembe

İkea Kalıp Merdanesi İncelemesi


         Merhaba, 
            Çok uzun zaman önce fotoğrafladığım ama bir türlü yayınlamaya fırsat bulamadığım bir post ile karşınızdayım. Özellikle blog yazmaya başladıktan sonra mutfak araç gereçleri alışverişi de yapar oldum. Hatta ders arasında yanımdaki arkadaşlarımı da sürükleyerek servis tabağı, kek kalıbı bakmaya gittiğim çok olmuştur ve bazen de aldığım o tabakları taşıyamadığım için eve kadar getiremeden kırdığım... (alışveriş yaparken cüssenize göre poşet taşıyın, kendi ağırlığınızın 2 katı poşet taşırsanız benim servis tabaklarımın yaşadığı hazin sonla karşılaşabilirsiniz)
           Benim haricimde annem de artık değişik gördüğü şeyleri blogta kullanmam için bana alır oldu. İşte bu yukarıda gördüğünüz merdane de annemin bana aldıklarından. İkea'ya uğradıysanız mutlaka bunu görmüşsünüzdür. Baştan söylüyorum daha almadıysanız hemen iki adım geriye gidin kafanızı başka yöne çevirin ve bu şeyin satıldığı reyondan arkanıza bile bakmadan uzaklaşın.
          Bu gördüğünüz merdanenin üzerinde farklı desenler var. Çam ağacı, kalp, yıldız ve çiçek gibi. Önce diyorsunuz ki çok pratik hamuru açarım bunu üzerinde gezdiririm ve hop kurabiyelerim şekillenir. İşte hayatta bazen her umduğunuz olmuyor maalesef. Önce size anlattığım gibi denedim. Olmadı ! Sonra her şekli tek tek hamurun üzerine bastırdım. Olmadı ! Hiçbir şekilde istediğim şekli çıkartamadım ve sonra senelerdir kullandığımız ve tabii ki de en sağlam ve sağlıklısı metal tekli kalıplarla hamuru kestim.
         Fiyatını bilmiyorum. Ama ucuz ya da pahalı olsun fark etmez. Bu merdanemsi şey boşa verilecek tek bir kuruşu bile hak etmiyor. Kısacası, bizımla değıl !

Bir sonraki postta görüşmek üzere,
Mutlu günler...