23 Nisan 2015 Perşembe

Evde Kolay Hazırlanan Cappuccino

 Merhaba,
     Bu hafta biz İstanbullular ne kadar soğuk bir hafta yaşadık böyle ! Üstelik aynı gün içerisinde bazen güneş açtı, bazen yağmur yağdı ve bazen de fırtına çıktı. Anlaşılan yukarıda da işler karışık... İlginç olan ise benim ısrarla kalın kazaklarımı giymeyi reddetmem ve pantolonumun paçalarını kıvırmam :) Ama bu tek başıma verdiğim mücadelede kaybeden ben oldum, şu anda 23 Nisan tatilinden yararlanarak evde müthiş bir baş ağrısıyla hasta yatıyorum. Ama yat yat insanın canı sıkılıyor. Ben de sizinle hem biraz sohbet etmek hem de kendime hazırladığım kahveyi nasıl yaptığımı paylaşmak istedim.
 

      Siz de benim gibi hasta olunca kitap okuyamayanlardan mısınız yoksa ? Ben hastayken roman ya da derslerle alakalı bir şeyler okuyamıyorum. Olmuyor, odaklanamıyorum bir türlü. Bilmeyenleriniz varsa benim kendi dilimde en sevdiğim yazar İhsan Oktay Anar'dır. Kendine has öyle güzel bir üslubu ve anlatısı var ki ilk kez daha önce bitirdiğim bir kitabı daha sonra tekrar tekrar açıp okudum, ve o kitap da "Puslu Kıtalar Atlası"ydı. Yaklaşık 2.5 ay önce İlban Ertem bu kitabı çizgi roman haline dönüştürdü. Kitabın ilk sayfasını açar açmaz ne büyük bir emek verildiğini anlıyorsunuz. Yaşım genç olsa da çizgi roman dönemini kaçırsam da okumayı çok sevmişimdir, özellikle Zagor ve Red Kit favorimdir. Neyse ben de bu kitabı çıkar çıkmaz aldım ama sınavlardı ödevlerdi derken bir türlü tam okuyamadım. Ee zaten hastayım roman okuyamıyorum bari bunu bitireyim dedim, siz de mutlaka bakın. 
     
    Gelelim kahveye. Aslında çok basit bir işlemle her zaman hazırladığım kahveyi Cappuccino'ya çevirdim. Öncelikle sütsüz kahvemi hazırladım ve kupama koydum. Daha sonra bir sütlük cezvesinin içine yaklaşık bir kupaya yakın sütü koydum ve ısıttım. Yalnız kaynatmadım, üstü kaymak tutmadı. Daha sonra bunu ocaktan aldım ve bir el blenderıyla birkaç dakika köpürttüm ve metal bir kaşıkla bu köpüğü söndürmeden dıştan içe doğru birkaç kez karıştırdım ve yaptığım köpüğü kaşıkla kahvenin üzerine koydum. Daha sonra da tam kupanın ortasından kalan sütü ilave ettim. İşte evde Cappuccino yapmanın en pratik yöntemi. 
    
     Bundan sonra soğuk içecek tariflerimi paylaştığım günlerin bir an önce gelmesi dileğiyle,
     Mutlu ve sağlıklı haftalar,
     Görüşürüz ! 

16 Nisan 2015 Perşembe

Cevizli- Havuçlu Kek



       Uzun zamandan sonra tarif paylaştığım bir post hazırlamak inanın çok güzel. Geçen hafta biraz kaytardım itiraf ediyorum, mazur görün :) Bu hafta sizlere çok çok severek yediğim Starbucks'ın havuçlu kekinin tadına en yakın havuçlu kek tarifini paylaşacağım. Ama bence bu ondan da güzel oldu. Tarifi Kitchen in Red'den uyarladım. Açıkçası başta biraz çekinerek yaptım acaba yine o içi sert kalan klasik havuçlu keklerden mi olacak diye ama neyse ki umduğum gibi olmadı. Eğer havuçlu kek yapacaksınız her şeyiyle bu tarife kefilim.
       Lafı fazla uzatmadan hemen tarife geçiyorum,
       Görüşmek üzere, kendinize iyi bakın ...

Cevizli- Havuçlu Kek
 
       4 yumurta
       1 su bardağı sıvı yağ (tercihen zeytinyağ)
       2 su bardağı toz şeker
       1 paket vanilya
       1 paket kabartma tozu
       2 su bardağı un
       1/2 çay kaşığı tuz
       2 çay kaşığı tarçın
       5 adet rendelenmiş orta boy havuç
       1 su bardağı iri çekilmiş ceviz
 
             Fırınınızı 175 dereceye ayarlayın. Yumurtaları, şekeri ve sıvı yağı iyice kabarana kadar çırpın. Daha sonra elenmiş unu, tarçını, kabartma tozunu ve vanilyayı ekledikten sonra çırpmaya devam edin. En son havuçları ve cevizi ekleyip bir spatulayla karıştırın. Hsmuru yağlanmış büyük boy kare bir borcama koyup önceden ısıttığınız fırında yaklaşık 55 dk. pişirin. Afiyet Olsun !

5 Nisan 2015 Pazar

Kilo mu ? O da ne?

Merhaba,
     Yaklaşık 5 saat önce biten yds ile birlikte kocaman bir sınav haftasının sonuna geldim. Nihayet özgürüm! Bu koşuşturmaca sırasında mutfağa adım bile atamadım. Beni bu haftalık mazur göreceğinizi düşünüyorum. Yazı yazmadığım için kendimi öyle huzursuz hissediyorum ki anlatamam. O yüzden ben de sizlere senelerdir nasıl aynı kiloda kalmayı başarabildiğimi yazmak istedim. Bu bir diyet listesi asla değil ! Ve ben de bu konuda uzman değilim. Sadece kendimi bildim bileli bazen aksatsam da aşağıda bahsedeceklerimi hep uyguladım. Bunu bir marifetmiş gibi anlattığımı da sanmayın bu beni çok üzer. Ben sadece herkesin beni görünce "ne kadar zayıfsın" tepkisine karşılık onlara da anlattıklarımı sizlerle paylaşacağım.
     Öncelikle hayatımda hiçbir zaman tartıda 53'ten yukarı bir sayı görmedim. Ama hiçbir zaman da çıt kırıldım olmadım ve bacaklarım hiçbir dönemde kibrit çöpü gibi durmadı. Yani demek istediğim sağlıksız olarak zayıf olmadım. Peki ne yaptım da bu kiloyu korudum ?
    
1. Hayatınızdan büyük ölçüde ekmeği çıkartın !
   
      


                     

     Çocukluğumdan beri en sevdiğim alışkanlıklarımdan biri ekmek yememem. Bunun nedeni çok zor yemek yiyen iştahsız bir çocuk olmamdan geliyor. Annem ben küçükken "bırak ekmeğin kalsın sen yeter ki tabağındakini bitir" diye diye bana aslında çok büyük bir iyilik yaptı. Tabii ki de tamamen yemiyor değilim sabah kahvaltılarında ya da sandviç yerken ekmek yiyorum fakat yemek yanında ekmek yemiyorum. Mesela okuldan dışarı çıkacak zamanım olmadığında yemekhanede yemek yersem asla ekmek almam. Kepekliymiş çavdarlıymış öyle bir ayrım da yapmadım hiç. Ekmek ekmektir. Gün içinde size enerji verecek kadar bence yeterlidir. Fazlasını karnınızda yük etmenize gerek yok.

2. Hızlı yemek yemeyin ! 

               

        Ve geldik en büyük soruna, hayatın koşuşturmacası içinde 5 dk vakit bulduğumuzda bile hemen yemek yemeyi "aradan çıkarmak" istiyoruz. Bu çok yanlış ! Ben eğer oturup yemek yemeğe vaktim yoksa o aralarda kuru yemiş ya da kepekli bisküvilerden yiyerek açlığımı biraz olsun dindiriyorum. Ve sonrasında vaktim olunca düzgün bir yemek yiyorum, koşuşturmadan acele etmeden.
        Fakat bazılarımızın da yemek masasına oturmasıyla kalkması bir oluyor. Çiğnemeden yutuyorlar. Bence bu yemeğe yapılan da bir haksızlık. Yahu bir otur bir çiğne tadını kokusunu hisset. Ama yok Agop'un kazı gibi yiyorlar. Ee tabii sen dikkat etmezsen vücudun da seni bir yere kadar düşünür. Yani böylece o yediğiniz baklavalar börekler düzgün çiğnenmemiş her lokmada hoop göbekte boş buldukları yerlere transit geçiş yaparlar.
         Bu arada yeri gelmişken Friends'ten bir sahne geldi gözümün önüne siz de muhtemelen hatırlarsınız. (aramızda hala Friends izlemeyen birileri mi var yoksa?)
 

4. Yemek Düzenini Oturt !
   
 
 

      Sağlıklı bir hayatın ön koşulu düzenli yaşamak. Bunu artık hepimiz biliyoruz. Bir alışkanlık kazanmak için min. 21 gün gerekiyor. Yani 21 gün boyunca düzenli yaptığınız şeyleri beyniniz rutin haline dönüştürüyor. Bu yüzden bu süre boyunca yemek vakitlerinizi aksatmamaya özen gösterin. Öğün atlamamaya çalışın ve aralarda bir meyveyle, yoğurtla ya da küçük atıştırmalıklarla kan şekerinizi dengeleyin. Akşam yemeğini düzene koyduktan sonra eminim ki kilo almanın en sinsi saati gece yemek yeme alışkanlıklarınız son bulmaya başlayacaktır. Tabii ki akşam yemeğinde de çok ağır şeyler yemeyin ve bence pilav makarna gibi kan şekerinizi birden yükselten ama sonrasında da çabucak düşüren böylece acıkmanıza sebep olan yemekleri olabildiğince az tüketin.

5. Tabağınızdakiyle mutlu olun, fazlasında gözünüz olmasın !
                     
  
       

     "Ne var canım iki tabak yemek yedim sadece" haydi bu cümleyle vedalaşın. Yemeklerinizi porsiyon halinde tek tabakta toplayın. Böylece gözünüze çok görünür yani önce gözünüz doyar. Sonrasında da yavaş yavaş yiyin ki çeneniz yorulsun ve fazlasını alıp yemeye haliniz kalmasın.

6. Harekette Bereket Harekette Bereket !
                        


      Biliyorsunuz ben okula gitmek için vapur kullanıyorum. Bu seneye kadar her gün evden iskeleye yürüyordum, alışverişe ya da gezmeye çıkacağım zaman hep yürürdüm. Ama artık metro kullanmam gerekiyor ve bu sefer de evden metroya yürüyorum. Çoğu zaman yürüyen merdiven o kadar kalabalık oluyor ki o metrodaki göklere uzanan merdivenden çıkıyorum. Bununla da bitmiyor okuldan Beşiktaş'a yürüyorum yağmur çamur demeden. Yani işin özü "hareket ediyorum". Eğer siz bir spor salonuna kayıtlıysanız bu çok daha güzel. Ama sonuç olarak her şey sizde başlayıp sizde bitiyor.

      Bunlar benim herkes tarafından bilinen günlük olarak uymaya çalıştığım rutinlerim. Bende işe yaramıyor ya da aman hep aynı şeyler demeyin. Eğer uzun vadede bu düzene alışırsanız mutlaka ideal kilonuzu koruyabilirsiniz.
     Bu arada aşağıda Teremyağ'ın bir reklamı mevcut. Ben gerektiği zaman tereyağ kullanan biriyim fakat her zaman dolabınızda bulunmayabilir. O zamanlarda Teremyağ kendisinin alternatif olduğunu iddia ediyor. Bence siz de bir şans verin.